ANA SAYFA GÜNDEM EKONOMİ ŞİRKETLER ÖZEL HABER ANKARA RÖPORTAJ SAĞLIK VİDEOLAR








Pursaklar’ın temizliği vatandaşın huzuru için gece gündüz mesai
Pursaklar’ın temizliği vatandaşın huzuru için gece gündüz mesai
1200 rakımda oba kültürünü yaşatıyor
1200 rakımda oba kültürünü yaşatıyor
Görme engelli Alman şarkıcı Türkçe şarkı söylemek istiyor
Görme engelli Alman şarkıcı Türkçe şarkı söylemek istiyor
Ölüdeniz uçuş pilotlarını büyülüyor
Ölüdeniz uçuş pilotlarını büyülüyor
Orman işçisi evini doğaya taşıdı
Orman işçisi evini doğaya taşıdı

İsmail CİNGÖZ

TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİ (OSMANLI DÖNEMİ)
8 Ağustos 2018 Çarşamba

Yaklaşık 20 yıldan bu yana Türkiye’de (İzmir) papaz olarak bulunan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) vatandaşı Andrew Craig Brunson’ın terör örgütleri FETÖ ve PKK adına suç işlediği, casusluk yaptığı gibi ciddi iddialarla önce tutuklanması, ardından sağlık gerekçeleri ile tutukluluk halinin ev hapsi cezasına dönüştürülerek yargılanmasına devam ediliyor olmasından itibaren iki ülkenin karşı karşıya geldiği bir süreç yaşanmaktadır.

Öyle ki ABD Başkanı Donald Trump başta olmak üzere birçok kişi ve kuruluş tarafından Türkiye finansal yaptırımlar ve ambargo ile tehdit edilmiştir. Fakat bu tehditkâr tavrın geri planı incelendiğinde “ABD iç politikalarına yönelik bir hamle” olduğu görülmektedir. Dolayısı ile maksat evanjelist papazın serbest bırakılmasından ziyade ABD evanjelist Hristiyan seçmenlerin oylarına talip olunduğu ortaya çıkmıştır.
Son aylarda kopma noktasına gelen Türk-Amerikan ilişkilerinin anlaşılabilmesi için ABD’nin kuruluşundan itibaren ilişkilerin nasıl başladığı, nasıl seyrettiği ve hangi eksende devam ettiği? Sorularına cevap vermek gerekmektedir.


Kuzey Amerika’da yer alan 13 İngiliz kolonisi ile İngiliz Kraliyeti arasından yüksek vergiler nedeniyle anlaşmazlıklar yaşanmıştır. Neticesinde bu anlaşmazlıkların 1774 yılında silahlı çatışmaya dönüşmesi üzerine yaşanan mücadeleler sonrasında 4 Temmuz 1776’da “Bağımsızlık Demeci” ile ABD adıyla bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Osmanlı Devleti ile başlayan ikili ilişkiler, Millî Mücadele sonrası Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra da devam etmiş ve günümüze kadar süregelmiştir. Tarihi sürece bakıldığında bu ilişkilerin kimi zaman kesintiye uğradığı, kimi zaman ise maksimum seviyeye çıktığı görülmektedir.


Bağımsızlığını elde etmesinden kısa bir süre sonra uluslararası ticari faaliyetlere öncelik veren ABD yönetimi Akdeniz üzerinden Osmanlı coğrafyasına yönelmiştir. Zira o dönem üç kıta üzerinde büyük bir devlet olan Osmanlı Devleti’nin jeostratejik ve jeopolitik önemini kavrayarak geleceği çok iyi değerlendiren ABD’nin ikili ilişkilere girmesini zorunlu kılmıştır. O yıllarda henüz ABD’nin Osmanlı Devleti tarafından tanınmamış olmasından dolayı ilişkiler Cezayir eyaleti ile 1795, Trablus eyaleti ile 1796 ve Tunus eyaleti ile 1797 yılında imzalanan anlaşmalar ile başlatılmıştır. Türkçe olarak kaleme alınan bu anlaşmalar gereği Osmanlı Devleti’ne yılda 12.000 altın veya eş değer mühimmat ödemesi karşılığında ABD gemilerinin Akdeniz’de ticaret yapmalarına izin verilmiştir. ABD bu ödemeleri 1815 yılına kadar düzenli olarak yapmıştır[1]. ABD’nin Doğu Akdeniz bölgesine olan açılımının da bu tarihten sonra olduğu görülmektedir.


ABD’nin 13 eyalet olarak tarih sahnesine çıkması ve şimdiki haliyle Kuzey Amerika’da büyük bir devlet haline gelene kadar vermiş olduğu mücadele döneminde uluslararası ilişkilerini ticaret eksenli olarak sürdürmüştür. Bu gelenek Başkan James Monroe tarafından 2 Aralık 1823’te yayınlanan bir mesaj ile “Avrupa’nın sorunlarına karışmama ve Avrupalıların da Amerika sorunlarına karıştırılmaması” şeklinde bir dış politika haline getirilmiştir. Monroe Doktrini olarak bilinen bu yaklaşım ile ABD yaklaşık olarak 100 yıl süre ile kendi kabuğundan çıkmayarak siyasi açıdan Avrupa’dan izole olmuştur[2].


Osmanlı Devleti ile ticaretini sürdürmeye devam eden ABD, 1830’da imzalanan anlaşma ile Osmanlı topraklarında gerekli gördüğü yerde konsolosluk açma hakkı elde etmiştir. Kırım Savaşı (1853-1856)’na kadar iyi giden ikili ilişkiler, savaş sonrası Osmanlı’nın ekonomisinin sarsılmaya başlamasına kadar devam etmiştir. Fakat ardından gelen toprak kayıpları, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) ile Avrupa ve Rusya’nın Osmanlı’ya karşı menfi tutumlarının ABD’ye de sirayet ettiği görülmektedir. Bu dönemde İngiltere’nin Doğu Anadolu’da Bağımsız Ermeni Devleti çalışmalarının başlaması üzerine daha önce Osmanlı’dan ABD’ye göç etmiş olan Ermenilerin de destek vermeye başlamaları iki ülke ilişkilerini olumsuz olarak etkilemeye, ardından bozulmasına sebep olmuştur.


Hristiyan dünyasının Ortodoks, Katolik ve Protestan kilise temsilcileri tarafından 1810 yılında ABD Massachusesetts’de kurulan Amerikan Protestan misyonerlik teşkilatlarından birisi olan Amerika Misyonerler Kurulu (American Board of Commissioners for Foreign Missions)’nun 1818’de düzenlediği yıllık toplantısında dünya misyonerlik alanı paylaşımında ABD’nin payına düşen Osmanlı topraklarında bu örgüt, Osmanlı Devleti’nde eğitim ve misyonerlik alanında yapılanmaya başlamıştır.

1830’da imzalanan anlaşma ile elde edilen ekonomik imtiyazların siyasi açıdan da kullanılması ve 1839 Tanzimat Fermanı ile 1856 Islahat Fermanı kararları sayesinde ABD misyonerlik hareketi bu topraklara genişleyerek yerleşmiştir. 1863’te İstanbul’da, 1866’da Beyrut’ta açılan Robert Koleji’ne müsaade edilmesinin ardından sürekli artan ve sayıları 500’ü geçen okullar ile binlerce öğrenci kabul etmek suretiyle misyonerlik faaliyetlerinin daha da teşkilatlı olarak yürütüldüğü dikkat çekmektedir. Robert Kolejlerine Müslüman öğrencilerin de kabul ediliyor olduğu hatırda tutulmalıdır.


Ruhsatlı okullardan başka ruhsatsız olarak da açılmış olan bu Protestan okullarını günün şartları nedeniyle Osmanlı Devleti yeteri kadar denetleyememiştir. Misyonerler Müslüman ve Yahudi Osmanlı vatandaşlarından beklediklerini göremeyince Ermenilere yöneldiler. Patrikhanenin engelleme çalışmalarına rağmen özellikle Gregoryen Ermenilerden Protestanlığa geçişlerin yoğun olduğu görülmektedir.


Bu okulların yoğun çalışmaları ile Osmanlı topraklarında Protestan Hristiyanların sayısında hızla artış görülürken, özellikle Ermeni tebaanın emelleri doğrultusunda hizmetlerine de engel olunamamıştır. Ermeniler üzerinden Osmanlı iç sorunlarına müdahil olmaya başladığı görülen ABD 1895’te, Berlin anlaşması (13 Temmuz 1878) kapsamında Osmanlı tebaası Ermeniler lehine olacak şekilde bu anlaşma kararlarına uyulması gerektiği şeklinde bir Amerikan Senatosu kararı yayınlamıştır. Fakat istediği sonucun alınamaması üzerine ABD’ye çok sayıda Ermeni göçünün yaşanmış olduğu dikkat çekmektedir.


Birinci Dünya Savaşı döneminde ABD Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmemiştir. Fakat 13 Kasım 1918’de İtilâf Devletleri’nin İstanbul’u askerî açıdan işgal etmelerine Amerika da katıldı. Başkan Thomas Woodrow Wilson’un “Wilson Prensipleri” olarak bilinen beyannamesi iki devletin yakınlaşmasına sebep oldu. İşgal döneminde İstanbul Amerikan Yüksek Komiseri Koramiral Mark L. Bristol’un olumlu tutumu Türkler üzerinde iyi intiba uyandırdı.

Sonuç olarak;
ABD ilk etapta 13 koloni halinde kuruluşundan itibaren bir taraftan 50 eyalete ulaşacak olan Büyük Amerika’yı inşa ederken, bir taraftan da büyük devlet olabilmenin yolunun uluslararası ticaretten geçtiğini görmesinden dolayı bu hususa ağırlık verdiği anlaşılmaktadır.
Üç kıtanın kesişim noktasında olan Akdeniz’e yönelmesi ve bu coğrafyanın zengin ticaret hacminden yararlanmak istemesindendir ki bölge üzerindeki dönemin büyük devleti Osmanlı topraklarına yönelmiştir.

Akdeniz’de ticaret yapabilmek maksadıyla dolaylı olarak Osmanlı Devleti ile 1795 yılında imzalamış olduğu ticaret anlaşmasıyla iki ülke ilişkileri de başlamıştır.
İlerleyen süreçte Osmanlı Devleti’nin zayıflaması ile çeşitli imtiyazlar elde eden ABD, önce ekonomik olarak ardında eğitim ve misyonerlik faaliyetleriyle siyasi olarak
Osmanlı’nın mirasından faydalanmak istediği görülmektedir. Bu hedeflerine ulaşabilmek maksadıyla misyonerlik faaliyetleriyle Osmanlı tebaası azınlıkları, özellikle de Protestanlaştırdığı Ermenileri kullanarak Osmanlı coğrafyasını kontrol altına almayı planlamıştır. Bu maksatla daha 19. Yüzyılın başından itibaren uzun soluklu projelerle ve milyonlarca Dolar para harcamaktan çekinmediği görülmektedir.


ABD, Osmanlı topraklarında misyonerlik faaliyetlerine başladığı ilk yıllarda Müslüman ve Yahudileri Protestan Hristiyan yapamayacağını anlayınca bu hedefinden vaz geçerek doğu bölgelerindeki Hristiyan azınlıklara ve özellikle de Ermenileri hedef kitle olarak belirlemiştir. ABD Protestan Misyonerleri beklediği gelişmeyi Osmanlı Ermenilerinde bulmuştur. Zamanla Osmanlı Protestan Kilisesini oluşturan misyonerler Arapça konuşan Protestanları, Yunan ve Bulgar Protestanları da bu kiliseye bağlayarak büyük ve yeni bir azınlık inşa etmeyi başarmışlardır.


Birinci Dünya Savaşı döneminde Osmanlı toraklarında ve özellikle Anadolu’da binlerce masum Müslüman Türk halkının Ermeni çetelerince katledilmesi, 1917 Ermeni olaylarının başlaması ve günümüze kadar süregelen sözde Ermeni iddialarının temel çıkış noktası bu ABD misyonerlerinin faaliyetlerinin ürünüdür. Dolayısı ile katil Ermeni çeteleri kadar bu misyonerlik sisteminde yer alanlar da bunlara yol veren dönemin ABD yöneticileri de suçlu ve sorumludurlar. Çünkü kuruluşundan itibaren küresel bir güç olmayı hedefleyen ABD dış politikalarının etkisi yok sayılamayacak kadar önemlidir.
Binlerce kilometre ötelerden Osmanlı topraklarına misyoner yollayan, milyonlarca Dolar harcamaktan çekinmeyen dönemin ABD yöneticilerinin böyle bir hedefi olmadığını söylemek saflık olurdu.
Yazımızın “Türk-Amerikan İlişkileri (Cumhuriyet Dönemi)” kısmı bir aksilik olmaz ise önümüzdeki hafta yayınlanacaktır.

:İsmail CİNGÖZ; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.Sc. – BULTÜRK Ankara Temsilcisi.
[1] SDAM; “İncirlik Hava Üssü İle İlgili Açıklamalar ve Geçmişten Günümüze Türkiye-ABD İlişkileri”, 09.01.2017. http://sdam.org.tr/haber/75-incirlik-hava-ussu-ile-ilgili-aciklamalar-ve-gecmisten-gunumuze-turkiye-abd-iliskileri/ (Erişim:04.08.2018)
[2] Yavuz GÜLER; “Osmanlı Devleti Dönemi Türk-Amerikan İlişkileri (1795-1914)”, Gazi Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi, C. 6, S. 1, (2005), ss. 227-240.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
TİCARİ HAYAT GAZETESİ
ARŞİV
ÇOK OKUNANLAR
YAZARLAR
Mustafa YILDIZ
Mustafa YILDIZ
BAŞLARKEN
Burcu ŞEN
Burcu ŞEN
YALNIZLIK ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA
Bünyamin ALTINTAŞ
Bünyamin ALTINTAŞ
POLİSİYE TEDBİRLERLE ENFLASYON DÜŞER Mİ?
Mert Can DUMAN
Mert Can DUMAN
SANAYİ ÜRETİMİ VE ÜÇÜNCÜ ÇEYREK BEKLENTİLERİ
İsmail CİNGÖZ
İsmail CİNGÖZ
ABD-ÇİN MÜCADELESİ VE DOĞU TÜRKİSTAN SORUNU
R Bülend KIRMACI
R Bülend KIRMACI
TAKIM OYUNU
Duran AKKAYA
Duran AKKAYA
ALDIĞIMIZ ÜRÜNÜ DENETLEYECEĞİZ
Seda TOLMAÇ
Seda TOLMAÇ
KADIN
Gülçin KARLI
Gülçin KARLI
SONBAHARIN TADINI SİNEMADA ÇIKARMAK İSTEYENLERE…
Halil YATAR
Halil YATAR
ENFLASYONLA MÜCADELE...
Ömer AĞAÇLI
Ömer AĞAÇLI
HAZRETİ MUHAMMED’İN ÜNİVERSİTESİ
Şira Yıldız ASAN
Şira Yıldız ASAN
HAYATINIZI SADELEŞTİRİN
Esra SARI
Esra SARI
BİRTAKIM KÜÇÜK ÖNLEMLER BİZİ GRİPTEN KORUR
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
ENDİŞE VERİCİ!
Hicret TÜRKMAN
Hicret TÜRKMAN
BUĞDAYIN İYİ YETİŞMESİNE ENGEL, ZARARLI OTLAR DEĞİL, ÇİFTÇİNİN İHMALİDİR
Gamze Nur ERGİL
Gamze Nur ERGİL
BABA’YA İTHAFEN
Dursun ERKILIÇ
Dursun ERKILIÇ
LİBAS
Fatma Sena YAMAN
Fatma Sena YAMAN
SEVİNCİ ŞÜKÜR, ÜZÜNTÜSÜ SABIR
Serkan KUMDAKÇI
Serkan KUMDAKÇI
SEYRE DEVAM
Prof.Dr. Esat ARSLAN
Prof.Dr. Esat ARSLAN
YENİDEN "MİSAK-I İKTİSAT"
Can Berk KANAT
Can Berk KANAT
DİŞİYİ KİŞİ YAPALIM!
Esra  YAZDIÇ DEMİR
Esra YAZDIÇ DEMİR
ŞALVARIYLA KÜRSÜYE ÇIKIYOR, AKADEMİSYENLERİN YAPAMADIĞINI YAPIYOR
Şahap YILMAZ
Şahap YILMAZ
İŞ PLANI NEDEN ÖNEMLİ?
Ali Asker DEMİRHAN
Ali Asker DEMİRHAN
YENİ TORBA KANUN TASARISININ VERGİ HÜKÜMLERİ
Hasan AKGÜL
Hasan AKGÜL
HER TÜRK ASKER DOĞAR
Nesrin ÖZOĞLU
Nesrin ÖZOĞLU
NE OLACAK BU TURİSTLERİN HALİ!
Mehmet GÖKTÜRK
Mehmet GÖKTÜRK
GERÇEĞİ HAKARET SAYMAK!
Abdurrahman SAĞKAYA
Abdurrahman SAĞKAYA
DEVLET HİZMET SATIN ALMALI
Oktay TAŞ
Oktay TAŞ
İŞİMİZ FİYAKA!
Cihangir TÜRKMEN
Cihangir TÜRKMEN
İHTİYAÇLARIM VE REFERANDUM
İsmet ORHAN
İsmet ORHAN
ÜÇ MUAMMADA... İLKLER NELER OLUYOR?
Sedat ERİŞ
Sedat ERİŞ
HALKIN BİLİNÇALTINDAKİ SORULAR-4
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA TİCARİ HAYAT
Ana Sayfa Gündem Ekonomi Şirketler Özel Haber Ankara Röportaj Sağlık
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva