ANA SAYFA GÜNDEM EKONOMİ ŞİRKETLER ÖZEL HABER ANKARA RÖPORTAJ SAĞLIK VİDEOLAR
Kovid-19'dan ölenlerin sayısı 2 bin 746’ya çıktı
Kovid-19'dan ölenlerin sayısı 2 bin 746’ya çıktı
İdlib'de 2 asker şehit oldu
İdlib'de 2 asker şehit oldu
TÜBİTAK 15 personel alacak
TÜBİTAK 15 personel alacak
İstanbul'a gece vapuru geliyor
İstanbul'a gece vapuru geliyor
Bakan Akar: Belli bir noktaya geldik
Bakan Akar: Belli bir noktaya geldik

Prof.Dr. Esat ARSLAN

LİBYA'DA BARIŞIN İNŞASI
18 Ocak 2020 Cumartesi

Siz, onun bunun söylediğine kulak asmayın, Türkiye Cumhuriyeti Suriye ve Irak’tan sonra Libya’da da hukuk tabanlı dış politik açılımlarına emin adımlarla devam etmektedir. Kuşkusuz bunu söylerken, Türkiye’nin Libya ile imzaladığı muhtıraların hem Doğu Akdeniz’de kurulan ittifakı hem de bu ittifakı koşulsuz destekleyen AB(D)’yi açıkça rahatsız ettiği gözlerden kaçmamaktadır. Bu ittifak 15 Ocak 2020 tarihinde Kahire’de İsrail, İtalya, Mısır, Yunanistan, GKRY, Ürdün ve Filistin’in katılımıyla tesis edilen Doğu Akdeniz Gaz Forumu’dur. Örtülü de olsa ABD’nin Hafter’i kollayan tavrı, Türkiye ile ABD arasında Suriye’den sonra kırılmaların beklenildiği yeni bir fay hattı anlamına gelmektedir ama yadsınamayan bir gerçektir ki, öyle ulu orta, ortalık yerde değil, ülkelerin stratejik askerî konsept belleklerinde, Türkiye Cumhuriyeti artık bölgesel güç olarak tanımlanmaktadır. Efendim, ne diyeyim, bölgesel güç sistematiğinde, Türkiye’nin ‘Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi’(GOKAP) bölgesinde oyun kurucu bir ülke olduğu hep birlikte görülmüş ve anlaşılmıştır sanırım.

Ortadoğu’da genel geçer bir kural vardır, birincisi eğer elinizde kart yoksa esaminiz bile okunmaz. İkincisi güçlülerin sözü dinlenir, lafla ve hamasetle güçlü ve sözü dinlenir devlet olunmaz. Türkiye bugün sadece Ortadoğu’da değil, dünyada sözü dinlenen bir ülke konumundadır. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun hemen her vesileyle dünya kamuoyuna haykırdığı gibi “herkesin dönüp de ‘Türkiye ne diyor diye artık sorduğu ve merak ettiği’ bir ülke olmuştur. Bunun en önemli parametresi de güçlü olunduğu kadar adaletli olunmakla da mümkündür. Sahada varsanız ve de güçlüyseniz, masada yeriniz o nispette güçlüdür. Sahada kararlılık gösterdikçe masada da ülkenin hakkı savunulabilir. Bugün dünyada sözü dinlenir, etkin ve güçlü bir ülke olmak vizyonu uzun yorucu kolektif çalışmanın göstergesidir. Türkiye öncelikle komşuları olmak üzere kuzeye, güneye, doğuya, batıya, bütün dünyaya yönelik bir bakış açısı sergilemektedir. Bu çerçeve içerisinde bakıldığında da kuşkusuz bunların başında yüzlerce hatta bin yıla ulaşan bir ilişki tarzı geliştirilen Rusya gelmektedir. Rusya ile ilişkilerimizin beş yüz yılı diplomatik ilişki çerçevesinde geliştirilmiştir. Potansiyellerimiz ise daha da güçlüdür.

Türkiye ile Rusya birbirini gayet iyi anlayan iki ülkedir. Bu birliktelik, Suriye’de olduğu gibi, Libya’da da kararlı bir biçimde devam etmektedir. Bu, mesaisi oldukça fazla çalışmaların doğal bir sonucu olarak, RF ve TC, Libya’nın doğusundaki yasadışı silahlı güçlerin lideri Halife Hafter ile Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başbakanı Fayiz es- Serrac’ı bir araya getirmiş, 14 Ocak 2020 tarihinde Moskova’da ateşkes görüşmelerine başlanmıştır. Arap Dünyasında seçilmiş demokratik rejimleri otoriter rejimlere devşirmede oldukça mahir olan “Mısır, Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn’den müteşekkil Arap Dörtlüsü ve özellikle BAE’nin sözünden bir türlü çıkamayan Hafter; Sarrac’ın ateşkes antlaşmasını imzalamasına rağmen anlaşmayı imzalamadan başkent Moskova’dan ayrılmıştır. Efsanevi inadını bir türlü yenemeyen ve Türkiye’yi gerekçe gösteren darbeci Hafter’in Libya’ya ulaşmasının ardından Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi’nin Başkanı Akile Salih’in savaş devam edecek açıklaması gelmiştir. Hemen arkasından BAE’ne ait zırhlı araçların ve topların Hafter güçlerinin karargâhı Terhune’ye ulaşmış olduğu bildirilmiştir. Bunun yanında Fransa’nın hem yatık hem de dik mermi yollu modern Javelin füzeleri, Mısır ve BAE tarafından İHA ve SİHA’ların yanı sıra bu silahlara ait mühimmat, donanım, araç ve gereçle de desteklemektedir ancak Libya’da Berlin Konferansına iki gün kalana kadar sahaya ve operasyona yansımış bir hareket görülmemiştir.

Kuşkusuz, darbeci emekli asker Hafter, ateşkes metnini imzalasaydı, ateşkesten sonra, okullara saldıramayacaktı, katliam yapamayacaktı, kan dökemeyecekti ve her şeyden önemlisi boşalan ve/veya boşaltılan evleri yağmalamayacaktı. Peki, Hafter güçleri insanlığa karşı işlenen suçlar meyanındaki bu suçları, bir başına hukukî deyimle re’sen yapabilir mi? Tek kelimeyle yanıtlayalım, yapamaz. Kuşkusuz, 19 Ocak 2020 tarihinde Almanya’nın ev sahipliğinde Berlin’de yapılacak konferans buna izin vermeyecektir. Darbeci Hafter, eski bir asker olarak yapmış olduğu durum muhakemelerinde bunu çok iyi hesaplamıştır.

Bugüne kadar “Berlin Süreci” bağlamında beş ön hazırlık toplantısı düzenleyen, Şansölye Merkel, Türkiye, Rusya, ABD, İngiltere, Fransa, Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, Kongo, İtalya, Mısır, Cezayir olmak üzere 11 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarına konferans için davetiye göndermiştir. Burada ilginç olan, başta Yunanistan olmak üzere, Suudi Arabistan ve Bahreyn’in konferansa çağrılmamış olmasıdır. Liderlerin yanı sıra BM, Avrupa Birliği (AB), Afrika Birliği ve Arap Ligi temsilcileriyle BM nezdindeki meşru Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başbakanı Fayiz es-Serrac ve Libya’nın doğusundaki yasadışı silahlı güçlerin lideri Halife Hafter de konferansa davet edilmiştir. Burada sorulması gereken, Hafter’in Berlin toplantısına katılıp katılmayacağı meselesidir. Bence katılması elzemdir, bu toplantıya iştirak etmesi zorunludur. BAE tarafından fişeklenen Hafter, Berlin Konferansına katılmazsa, 2011’de Kaddafi’nin başına gelenleri ve kendi başına gelebileceklerini gözden geçirmektedir. Öncelikle Libya’da tüm dünya kamuoyuna mal olmuş ve ekranlar vasıtasıyla gözler önüne serilen bu kanlı süreç, uluslararası toplumun müdahalesine gerekçe oluşturacak ve öncelikle “Uçuşa Yasak Bölge”(No Fly Zones) uygulaması devreye sokulabilecektir. Bu şekilde yapılacak müdahale ve uçuşa yasak bölge uygulaması, barışa yönelik bir tehdit algılamasının ve kuvvet kullanma içermeyen önlemlerin uluslararası barışı sağlamaya yeterli midir? Evet, bence, şimdilik, Hafter’in karşı koymasını görünceye kadar yeterlidir. Uçuşa yasak bölge uygulamasının hayata geçirilmesi, pasif bir eylem gibi görünmekle birlikte, askerî bir müdahaleye dönüşmesi kuvvetle muhtemel bir görünüm arz etmektedir. Dolayısıyla, bu uygulamanın dayanağı Birleşmiş Milletler Andlaşması’nın 42. Maddesidir.

İsterseniz biraz da tarihsel süreç ve yasal zeminini irdeleyelim. Uygulanan uluslararası hukuka göre, devletlerin hava sahası, bu devletlerin egemenliği altında bulunan kara ülkesi ile buna bitişik olarak yer alan içsuların ve karasularının üzerinde bulunan hava sahasıdır. Ulusal hava sahasında geçerli olan hukuki rejim ise, ülke devletinin tam ve münhasır egemenliğidir. 1 Dolayısıyla, basit ve genel bir ifadeyle “uçuşa yasak bölge”yi, bir başka devletin kara ülkesi ile buna bitişik olarak yer alan içsuların ve karasularının üzerinde bulunan ve uçuşların yasaklandığı hava sahası olarak tanımlamak olasıdır.

Uçuşa yasak bölge uygulamasının hukuki dayanağı Birleşmiş Milletler Andlaşması?nın VII. Bölümünde yer almaktadır. Burada önemle belirtmek gerekir ki, uluslararası barış ve güvenliğin korunması için BM’nin alabileceği önlemleri ve bunların uygulanmalarını düzenlemekten sorumlu organ doğrudan “Güvenlik Konseyi?dir. Peki, bunun pratiği uygulaması yapılmış mıdır? Evet yapılmıştır. Uçuşa Yasak Bölge uygulaması Birinci Körfez Harekâtı sonrası 1991 yılında önce 34-36’ncı paralelleri arasında Kürtler için; 1992 yılında da 32’nci paraleli güneyinde Şiilerin korunması için kullanılmıştır. Bir diğeri ise 2011 yılında 42 yıldır iktidarda olan Libya Lideri Muammer Kaddafi’ye karşı doğrudan kullanılmıştır. BM Güvenlik Konseyi, 26 Şubat 2011 tarihinde Libya’da insan haklarının bütünsel ve sistematik biçimde ihlal edilmesini kınamış ve sivil ölümlerden duyulan derin endişeyi dile getiren 1970 sayılı kararı oy birliğiyle almıştır. Ayrıca Kaddafi’yi Uluslararası Ceza Mahkemesi?ne sevk ettiğinin de altını çizmiştir. Bununla beraber, 1970 sayılı bu kararda, Libya Arap Cumhuriyeti’ne silah ambargosu uygulanması, Kaddafi’nin ve yakın çevresinin malvarlıklarının dondurulması ve bu kişilere seyahat yasağı uygulanması bağıtlanmıştır. 1970 sayılı kararın alınmasını takip eden süreçte sivillere karşı girişilen silahlı saldırıların şiddetini artırdığı gerekçesiyle, Güvenlik Konseyi, 17 Mart 2011 tarihinde, 10 üye ülkenin “kabul” ve 5 üye ülkenin “çekimser” (Rusya, Almanya, Çin, Brezilya, Hindistan) oyuyla 1973 sayılı kararı almıştır. Bu kararlar alınırken, Kaddafi de kendisine bağlı güçlere “isyancılara merhamet göstermemelerini” emretmiştir. Bu durum Hafter’in davranışıyla birebir örtüşmektedir. 1973 sayılı kararda ayrıca Güvenlik Konseyi, Libya’daki durumun kötüleşmesi, şiddetin tırmanması ve ağır sivil kayıplar hakkında duyduğu ciddi endişeyi de ifade etmiştir. Söz konusu kararda, keyfi gözaltılar, gerçekleşen kayıp kişi vakaları, işkence ve yargısız infazlar dâhil olmak üzere, geniş çaplı ve sistematik insan hakları ihlalleri kınanarak, Libyalı yetkililerin 1970 sayılı kararın gereklerini yerine getirmediği tespiti yapılmıştır. 2

BM Güvenlik Konseyi’nin Libya’ya müdahaleye yeşil ışık yakan bu kararının ardından dünya liderleri Paris’te bir araya gelmiş; 22 ülkenin katıldığı bu zirveden Libya’ya müdahale edilmesi yönünde karar çıkmıştır. 19 Mart 2011 tarihinde ABD, Fransa ve İngiltere’nin öncülüğündeki uluslararası askerî koalisyon, Libya’ya yönelik hava operasyonu başlatmıştır. Berlin’den böyle bir karar da çıkabilir. Koalisyon güçleri tarafından başlatılan bu operasyon, 24 Mart 2011 tarihi itibariyle NATO’nun kontrolüne devredilmiş; NATO’nun hem “uçuşa yasak bölge” uygulamasından, hem de silah ambargosunun denetlenmesinden sorumlu olması kararlaştırılmıştır. Bir başka deyişle, NATO tarafından, BM kararındaki bütün askerî yükümlülükler üstlenilmiş ve uçuşa yasak bölge uygulaması çerçevesinde, Libya hava sahasındaki hareketler gözlem altına alınmıştır. Karar doğrultusunda Libya’ya hava ağırlıklı bir operasyon düzenleyen NATO, 7 ay süre ile Kaddafi güçlerine ağır hasar vermiş, bir anlamda, Kaddafi’ye nefes dahi aldırmamıştır. 20 Ekim 2011 tarihinde Libya Lideri Kaddafi’nin hunhar bir şekilde öldürülmesiyle birlikte iç savaş süreci sona ermiş; Güvenlik Konseyi de 27 Ekim 2011 tarihinde uçuşa yasak bölge uygulamasını ve 31 Ekim 2011 tarihi itibariyle de askerî operasyonlara ilişkin yetkilendirmeyi kaldırmıştır. Evet, sevgili okurlar neden bütün bunları anlatıyorum, biliyor musunuz? Bütün bu pratik 76 yaşındaki darbeci emekli asker Hafter’e karşı yapılacakların bir yol haritasıdır, bir planlama rehberidir, de ondan.

Efendim söylemem odur ki, Türkiye Cumhuriyeti doğru yoldadır, kimsenin endişesi olmasın. Bunlar yapılır da on yıla yaklaşan savaştan sonra Libya’da barış iklimi nasıl tesis edilebilir. En zor şey bu başlangıcı yapabilmektir. Libya’da 400’e yakın aşiret bulunmaktadır. Yaşanan bunca acıdan sonra neredeyse hemen hepsi barışa karşı olan inancını yitirmişlerdir. Öncelikle ve önemle mütereddit olan Libya’da aşiretler arasında barış iklimi tesis edilmelidir.

Sonra da savaşan taraflar arasında uzlaşma sağlanmalıdır. Ödün verilmeden sağlanacak olan uzlaşı zemininin tesisi her şeyden çok önemlidir. Bu tesis edildikten sonra anayasa Afganistan’daki aralarında kabile liderlerinden kanaat önderlerine aşağı yukarı 3200 üyeden meydana gelen “Afgan Halk Meclisi” (Loya Cirga) gibi, “Aşiretler Meclisi” tarafından yeniden hazırlanarak, referandum zeminine gidilebilir. Aşiretler zeminini bırakarak siyasal platformun tercih edilmesi başlangıçtan itibaren başarısızlığın kabulü demektir. Aman dikkat…

Türkiye’nin Libya’da başlangıçtan itibaren muhatabı Libya Devletini temsil eden BM tarafından tanınan tek ve meşru hükümet olan “Ulusal Mutabakat Hükümeti” olmuştur. Bunun yanında Türkiye’nin meşru devletten yana tarafgirliği ve özlü üç önerisi ise açık ve seçik olmuştur. Bunlardan birincisi Libya’nın her ne pahasına olursa olsun toprak bütünlüğü, ikincisi Libya halkına karşı bir insanlık trajedisi yaşanmaması için insanlığa karşı işlenen suçlara karşı BM olarak hep birlikte kararlı bir tutum gösterilmesi ve Libya halkının kendi geleceğini tayin için yeni bir anayasal ortamda BM gözetimi altında demokratik bir seçim yapılmasının gerekliliğidir. Kısaca önce barışın tesis edilmesi, sonra da sağlanan demokratik ortamda yeni bir anayasa doğrultusunda devletin yeniden inşa edilmesidir. Bu bağlamda yapılması gereken taraflar arasında barış ikliminin tesisi ve Libya halkının ortaya koyacağı sinerji ile barışın inşasıdır. Bu şekilde barış inşa edildikten sonra tüm halkların katılımıyla o barış ortamı içerisinde devletin inşa edilmesi kolaylaşır. Bu gidişata Bosna-Hersek’te savaşı durduran “Dayton Barış Süreci” örnek olarak verilebilir. Bilindiği üzere 1995 yılında Bosna-Hersek’de “Dayton Barış Antlaşması” sürdürülebilir bir devlet kurma hedefi ile imzalanmıştır. Devleti yeniden tesis eden bu antlaşma ile kısa vadede savaşın durdurulması, ölümlerin ve yıkımların önüne geçilmesi hedeflenmiştir. Demokratikleşme ve barış adına en önemli politik olaylardan biri olarak nitelendirilen Dayton Barış Antlaşması uluslararası müdahale ile demokratikleşme sürecinin başlatıldığı ender bir vakadır, olgudur. Daha uzun vadede kalıcı barış ve istikrar isteniliyorsa Libya halkları olarak beyaz bir sayfanın açılması gerekmektedir. Eğer bu yapılmazsa, halklar birbirlerine karşı kin ve nefret biriktirir, bunun sonucunda daha çok kan ve gözyaşı dökülür, sevgili okurlar.

____________________________

1.Hüseyin Pazarcı, Uluslararası Hukuk, 10. Baskı, Ankara 2011, s. 298.

2. Selcen Erdal, “Libya Operasyonu Örneğinde “Uçuşa Yasak Bölge” Uygulaması ve Hukukî Dayanağı”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 21 (1 (30. YIL ARMAĞANI)), ss 55-75

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
TİCARİ HAYAT GAZETESİ
ARŞİV
ÇOK OKUNANLAR
YAZARLAR
Mustafa YILDIZ
Mustafa YILDIZ
SORUMLU OLAN İNSANIN YAPMASI ZORUNLU TERCİHLERİ
Esra SARI
Esra SARI
KUSURLARINIZ SİZİ SİZ YAPIYOR
Büşra Çinkaya
Büşra Çinkaya
TÜKETİM KÜLTÜRÜ İNSANLARI
Mert Can DUMAN
Mert Can DUMAN
İMALAT SANAYİİNDE SON GÖRÜNÜM
R.Bülend KIRMACI
R.Bülend KIRMACI
DEMİR AĞLAR
İsmail CİNGÖZ
İsmail CİNGÖZ
REST: İDLİB KARŞILIĞINDA LİBYA VE DOĞU AKDENİZ
Duran AKKAYA
Duran AKKAYA
KORONAVİRÜS KÜRESEL BÜYÜMEYİ OLUMSUZ ETKİLEDİ
Bünyamin ALTINTAŞ
Bünyamin ALTINTAŞ
PİYASALARIN SEYRİ
Hatice TOPÇU
Hatice TOPÇU
DENİZ YÜREKLİ ÇOCUK
Nesrin ÖZOĞLU
Nesrin ÖZOĞLU
KODLAMA MESELESİ
Hatice Karataş
Hatice Karataş
HAYATTAN MEMNUN MUYUZ?
Seda TOLMAÇ
Seda TOLMAÇ
MUTLULUK TABLOSU
Oğuzhan SARI
Oğuzhan SARI
REHBER KÖPEKLER
Prof.Dr. Esat ARSLAN
Prof.Dr. Esat ARSLAN
TÜRKİYE NATO’DUR, NATO TÜRKİYE'DİR
Arda ÇELİK
Arda ÇELİK
BİZE NE OLDU?
Şira Yıldız ASAN
Şira Yıldız ASAN
BEYİNLERİMİZ SİSLENİYOR
Ömer AĞAÇLI
Ömer AĞAÇLI
“YABANCILAŞMA” VE YALNIZLAŞMA”NIN ONTOLOJİK TEMELLERİ
Ceyhun Özgür
Ceyhun Özgür
ÇALIŞAN EMEKLİNİN MAAŞINDA KESİNTİ OLUR MU?
Ayşe Aybike Yılmaz
Ayşe Aybike Yılmaz
VEJETARYEN BESLENMESİ
Burcu ŞEN
Burcu ŞEN
NE KUTLADIĞIMIZI BİLİYOR MUYUZ?
Av. Zeynep YETİŞGİN
Av. Zeynep YETİŞGİN
HATIR İÇİN YOLCU ALIMINDA ARAÇ İŞLETENİN SORUMLULUĞU
Gülçin KARLI İPEK
Gülçin KARLI İPEK
İLKLERİN KADINI SABİHA RIFAT GÜRAYMAN
Hicret TÜRKMAN
Hicret TÜRKMAN
KOMŞULUK ÖLMESİN
Hasan AKGÜL
Hasan AKGÜL
YEREL SEÇİMLER İÇİN BİR DEĞERLENDİRME
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
ENDİŞE VERİCİ!
Gamze Nur ERGİL
Gamze Nur ERGİL
BABA’YA İTHAFEN
Dursun ERKILIÇ
Dursun ERKILIÇ
LİBAS
Fatma Sena YAMAN
Fatma Sena YAMAN
SEVİNCİ ŞÜKÜR, ÜZÜNTÜSÜ SABIR
Serkan KUMDAKÇI
Serkan KUMDAKÇI
SEYRE DEVAM
Can Berk KANAT
Can Berk KANAT
DİŞİYİ KİŞİ YAPALIM!
Esra  YAZDIÇ DEMİR
Esra YAZDIÇ DEMİR
ŞALVARIYLA KÜRSÜYE ÇIKIYOR, AKADEMİSYENLERİN YAPAMADIĞINI YAPIYOR
Şahap YILMAZ
Şahap YILMAZ
İŞ PLANI NEDEN ÖNEMLİ?
Ali Asker DEMİRHAN
Ali Asker DEMİRHAN
YENİ TORBA KANUN TASARISININ VERGİ HÜKÜMLERİ
Mehmet GÖKTÜRK
Mehmet GÖKTÜRK
GERÇEĞİ HAKARET SAYMAK!
Abdurrahman SAĞKAYA
Abdurrahman SAĞKAYA
DEVLET HİZMET SATIN ALMALI
Oktay TAŞ
Oktay TAŞ
İŞİMİZ FİYAKA!
Cihangir TÜRKMEN
Cihangir TÜRKMEN
İHTİYAÇLARIM VE REFERANDUM
İsmet ORHAN
İsmet ORHAN
ÜÇ MUAMMADA... İLKLER NELER OLUYOR?
Sedat ERİŞ
Sedat ERİŞ
HALKIN BİLİNÇALTINDAKİ SORULAR-4
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA TİCARİ HAYAT
Ana Sayfa Gündem Ekonomi Şirketler Özel Haber Ankara Röportaj Sağlık
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva