ANA SAYFA GÜNDEM EKONOMİ ŞİRKETLER ÖZEL HABER ANKARA RÖPORTAJ SAĞLIK VİDEOLAR
Erbil'de Türk diplomatlara saldırı: 1 diplomat şehit oldu
Erbil'de Türk diplomatlara saldırı: 1 diplomat şehit oldu
Bu paralar dilencinin üzerinden çıktı
Bu paralar dilencinin üzerinden çıktı
YKS sonuçları açıklandı
YKS sonuçları açıklandı
Ünlü et lokantasının sahibine FETÖ'den 5 yıl hapis
Ünlü et lokantasının sahibine FETÖ'den 5 yıl hapis
Irak, Erbil'deki silahlı saldırıyı kınadı
Irak, Erbil'deki silahlı saldırıyı kınadı

Mustafa YILDIZ

GÜNÜMÜZDE OLUŞAN SEÇMEN PROFİLLERİ
11 Temmuz 2019 Perşembe

Seçimler bitti ama seçimin yankıları hala devam ediyor ve muhtemelen de dozu artarak devam edecek. Siyaseti bir meslek gibi gören, geçimini siyasete endeksleyenler için bu şarkı burada bitmez, bitmiyor da zaten. Biri bitince diğeri başlıyor, gelenek böyle işliyor çünkü.

Ülkemizde son yıllarda yapılan siyaset; halka hizmet etme, hayra vesile olma, idealleri hayata geçirme aracı olmaktan daha ziyade, şahsiyet kazanma, dünya cennetine kavuşma, menfaat devşirme, hakimiyet sağlama, egoları tatmin etme vs. gibi adeta nefsi özlemi ve beklentileri temin eden resmi bir kurum haline dönüştü. Vatandaş nezdinde de siyaset denince ilk akla gelen bunlar oluyor maalesef. Bu bakış açısı aynı zamanda oluşan bu piyasaya uygun seçmen profilini de oluşturdu. 

Siyasi kanalla devletin imkanlarına ulaşan veya bir yerinden yakalayan artık siyasetten kopmuyor/kopamıyor ve orayı terk etmek de istemiyor. Farkında olmadan kendini bir mücadelenin içinde buluyor. Mücadelesi zamanla adeta kan davasına dönüşüyor. Mücadele intikam alma ve rövanşı kazanma hırsıyla daha ileri boyuta taşınarak kin ve nefret duyguları ile gözleri kör ederken ve kendinden başkasını görmez yaparken, kulakları da kimseyi işitmez hale getiriyor/getirebiliyor. Artık araç diye kullandıkları mevki ve makamlar zamanla amaç haline dönüşüyor. Araçlar amaç haline getirilince de, artık ilkeler; araçları meşrulaştırmanın malzemesi olarak istismar ve taviz vermede bir aracı olarak kullanılır hale geliyor. 

Bu gurup seçmen profilini teşkil edenler genelde her partide en etkili ve en yetkin makamları işgal ederler. Çıkar ve menfaatleri kimden ve nereden sağlanıyorsa orayı mesken tutarlar. Araçları değişse bile amaçları hiçbir zaman değişmez/değişmiyor. Çıkar ve menfaatleri değişmezleridir. Siyasete ve siyasilere bu nazarla bakarlar. Sayıları azdır ama devlet imkanlarından en fazla yararlanan da hep onlardır.

Bunların bir alt gurubu ise; mevcut imkanlarını kısıtlamadan artıracak, rahatını/huzurunu bozmayacak, özel hayatına müdahale etmeyecek bir umut ve ümit olarak kimi kendine yakın görüyorsa tercihlerde oraya doğru meyleden, partilere seçimlerde sadece zarf olma görevi yapan tiplerdir. Çoğunluğu da bunlar teşkil etmesine rağmen hiçbir etkinlikleri yoktur. Yukarıdakilere meşruiyet kazandırırlar o kadar. Başka bir tabirle sürüdürler.

Dünyanın hiçbir yerinde seçime katılım % 85 olmamışken, bizdeki katılımın bu rakamlara ulaşması gönüllü sürü sayımızın nedenli fazla olduğunu göstermesi bakımından önemlidir/manidardır.

Üçüncü bir gurubu oluşturan seçmen profili de şöyle teşekkül ediyor. Bunlar da “Devlet”i kutsal bir varlık gibi görerek, her vatandaşın koruma ve kollama zorunda olduğu bir kurum olarak tanımlayan, devlete asabiye duyguları ile bağlı, sadık ve duygusal yanı ağır basan, sistemin muhafazası gereği öne sürülen her yeni fikre karşı parçalanırız, bölünürüz diyerek krizli refleksleri devreye giren, kendini yerli ve milli olarak kabul edip, kimlik olarak da kendini sağcı-milliyetçi olarak kabul eden guruplardır.

Milli duyguları ağır basan bu gurubun yönelimlerine yön veren şey, genelde hamasi nutuklar, sloganik sözler ve milli heyecanlarıdır. İktidarın/yönetimin kimde olduğu çok da önemli değildir. Devlette işgal ettikleri kadroları varsa onlar için bu yeterlidir.

Dördüncü gurup ise; solcu-sosyalist, Kemalist, özgürlükçü, laik ve batı yanlısı diye kendilerini takdim ettikleri halde, dini değerlere, özelde de İslami değerlere karşı düşman, konjüktürel takılan, içe kapanmış faşist ve hiç bir ideolojik tanımda karşılığı olmayan söylem ve eylemleri ile, kendilerini devletin ve sistemin sahibi gibi gören, halka tepeden bakan guruplardır.

Halbuki batıda en fazla özgürlük yanlısı olan, ideoloji ve inanç sahibi kişilerin kendilerini rahatlıkla ifade ettikleri partiler sol ve sosyalist partiler olurken, bizdeki sol partilerde ise maalesef tam aksine; seçmenlerin büyük oranı Müslüman olmasına rağmen, kendilerine has laiklik yorumuyla Müslümanlarca sembolikte olsa, büyük değer atfedilen ezandan hala rahatsızlık duymaları, inancının gereği örtünene zenci muamelesi yapmayı reva görmeleri gibi son derece ilkel kalmış bu tür davranışları aşamadıkları için daima hangi sol? gibi sorulara muhatap olmuşlar ve hafızalarda endişe kalmasının sebebi olmuşlardır. I. Dünya savaşı sonrası yıllarda uygulanan katı, faşist zihniyetten kurtulamadıkları için, halk tarafından endişe ile bakılan marjinal guruplar olarak azda olsa varlıklarını sürdüren guruplardır. 

Son olarak da; kendini “Şuurlu Müslüman” olarak tanımlayan guruplardır. Bunlarda geleneksel siyasi mirası temsil eden, “İslam Devleti”nin kurulmasını dinin bir rüknü olarak kabul eden, İslamın güzelliklerini yayma, hakim kılma aracı olarak devlet kurumlarına hakim olmanın gerekli olduğuna inanan ve bu gerekçelerle de siyasete dini değer atfeden, ithal bir isimle kendini “İslamcı” diye tanımlamaktan hoşlanan gurupları sayabiliriz.

Oysa devlet; hakları koruyan, yetimin, mazlumun hakkını gözeten, toplumda adaleti tesis eden, can ve mal güvenliğini koruyan, imkanları adil paylaşan, ceza-i müeyyideleri uygulayan, mahalli/yerel hizmetleri organize eden bir organizasyon aracı olarak görülmeli.  Devlet bu görevleri ifa etmesi için lazım ve gerekli olan sosyal, örgütlü bir organizasyonun aracı olarak görülmesi gerekirken, adeta dini bir vecibe ve yerine getirilmesi zorunlu bir görev olarak görülmektedir. Bu da İslamcıları aşırı politize olmaya sevk etmiştir.

Bu bakışla siyaseti yorumlarsanız eğer tabii olarak bu amacın dışına taşanları veya geride kalanları mecburen “Ötekiler” olarak kabul etmek zorunda kalırsınız. Halbuki İslam tarihinin hiçbir döneminde ne pratik hayatta, nede teorik olarak olsun ümmete dayatılmış veya önerilmiş herhangi bir yönetim şekli olmamıştır. Kur’an’da da bu konuda açık ve sarih olarak önerilen bir yönetim şekli veya çeşidi hakkında bir emrin olduğunu iddia eden de olmamıştır.

Bu alan tamamen şartlara göre istişare yoluyla tespiti insanlara bırakılmıştır. Galiba bu bakış ve yorum Emevilerden sonra İslam coğrafyasına miras olarak kalan gelenekçi zihniyetin halen devamı olarak görülebilir.

Bugün yukarıda sayılan toplumsal ve insani hakları kısmen de olsa belli oranlarda sağlayan ama yöneticileri Müslüman olmayan yönetimleri nasıl değerlendirip ve nereye koyacağız? Müslüman, Yahudi ve Hıristiyanlarla bu evrensel ilkeler çerçevesinde herkesim ile ortak yaşamayı sağlama adına peygamber tarafından imza edilen “Medine Vesikası” örneğini nasıl anlamalıyız acaba?
Demek ki, gerek toplumsal gerekse bireysel insan haklarını tesis etmek dinin bir gereği olduğu kadar, insani de bir görevdir. Bu aşikardır. Bir arada yaşamanın kuralları belirlenirken, her çeşit din ve ideoloji mensubu, hangi ırktan olursa olsun fark etmeden, herkesin kendini özgür hissettiği, kendini rahatlıkla ifade edebileceği bir ortamın sağlanması insan olmanın gereği olarak da görülmelidir.

Hakkı ve adaleti sağlamanın aracı olan bu organizasyonların en önemlisi olan “Devlet”in idaresinde gönül ister ki Müslüman biri olsun. Bu temennidir.
Ancak adaleti sağlayan Hans, zulmü reva gören Hasan olduğu zaman elbet de Hans tercih edilir. Peygamberimiz örneğimiz olduğuna göre, yol arkadaşlarını neden Habeşistan’a gönderiyor? Müslüman biri yönetimde olduğu için mi gönderiyor? Hayır! öyleyse biraz daha düşünmemize ihtiyaç var demektir.

Ayrıca peygamberden sonra vuku bulan siyasi mülahazalarda dışarda kalan, yönetim tarzını onaylamayan, taraf olmayan çok sayıda sahabe de vardı. Yönetime iştirak dini bir rükün olsa idi onlar tarafsız kalabilirler miydi?

Elbet de adil, ehil ve Müslüman olan birinin devleti yönetmesi arzu edilendir. Fakat Müslümandır diye şayet; ehil değilse, adaleti gözetmiyorsa, yönetme kabiliyeti yoksa ısrarla sırf Müslümandır diye destek olmanın mantığını da doğru bulmuyorum. Başka çözüm yolları mutlaka vardır. Allah bütün kapıları kapalı tutmaz.

Bu kadar seçmen çeşidi olan başka devletler de var mı? Bilmiyorum. Çok farklı kültürlerin miras kaldığı, bizim de yer aldığımız bu coğrafyada birliği ve beraberliği oluşturmanın oldukça zor olduğunu da kabul ediyoruz tabi.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
TİCARİ HAYAT GAZETESİ
ARŞİV
ÇOK OKUNANLAR
YAZARLAR
İsmail CİNGÖZ
İsmail CİNGÖZ
S-400’LER GELDİ, MÜTTEFİKİMİZ(!) ABD NE YAPACAK?
Mert Can DUMAN
Mert Can DUMAN
SANAL PARALARDA YENİ DÖNEM
R Bülend KIRMACI
R Bülend KIRMACI
DÜNYA'YI OLUMLU ETKİLEYENLER
Duran AKKAYA
Duran AKKAYA
TÜRK DERİCİLİK SEKTÖRÜ HIZLA İLERLİYOR
Bünyamin ALTINTAŞ
Bünyamin ALTINTAŞ
15 TEMMUZ'UN ARDINDAN...
Nesrin ÖZOĞLU
Nesrin ÖZOĞLU
DOĞAYA DÖNÜŞ
Seda TOLMAÇ
Seda TOLMAÇ
YOLA DEVAM ETMEK
Esra SARI
Esra SARI
“NE EKERSEN, ONU BİÇERSİN ”
Şira Yıldız ASAN
Şira Yıldız ASAN
DELİRDİK Mİ BİZ?
Oğuzhan SARI
Oğuzhan SARI
DOĞRUSUYLA YANLIŞIYLA SOSYAL MEDYA
Mustafa YILDIZ
Mustafa YILDIZ
GÜNÜMÜZDE OLUŞAN SEÇMEN PROFİLLERİ
Burcu ŞEN
Burcu ŞEN
MERKÜR RETROSU
Halil YATAR
Halil YATAR
YAZ SONUNDA GELDİ
Ömer AĞAÇLI
Ömer AĞAÇLI
DÜNYAYI ATEŞE VEREN, CEHENNEME KAPI AÇAN TAMAH (AÇGÖZLÜLÜK) ÜZERİNE
Prof.Dr. Esat ARSLAN
Prof.Dr. Esat ARSLAN
KAYIKÇI DEĞİL "MEKTUP KAVGASI"
Gülçin KARLI İPEK
Gülçin KARLI İPEK
İLKLERİN KADINI SABİHA RIFAT GÜRAYMAN
Hicret TÜRKMAN
Hicret TÜRKMAN
KOMŞULUK ÖLMESİN
Hasan AKGÜL
Hasan AKGÜL
YEREL SEÇİMLER İÇİN BİR DEĞERLENDİRME
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
ENDİŞE VERİCİ!
Gamze Nur ERGİL
Gamze Nur ERGİL
BABA’YA İTHAFEN
Dursun ERKILIÇ
Dursun ERKILIÇ
LİBAS
Fatma Sena YAMAN
Fatma Sena YAMAN
SEVİNCİ ŞÜKÜR, ÜZÜNTÜSÜ SABIR
Serkan KUMDAKÇI
Serkan KUMDAKÇI
SEYRE DEVAM
Can Berk KANAT
Can Berk KANAT
DİŞİYİ KİŞİ YAPALIM!
Esra  YAZDIÇ DEMİR
Esra YAZDIÇ DEMİR
ŞALVARIYLA KÜRSÜYE ÇIKIYOR, AKADEMİSYENLERİN YAPAMADIĞINI YAPIYOR
Şahap YILMAZ
Şahap YILMAZ
İŞ PLANI NEDEN ÖNEMLİ?
Ali Asker DEMİRHAN
Ali Asker DEMİRHAN
YENİ TORBA KANUN TASARISININ VERGİ HÜKÜMLERİ
Mehmet GÖKTÜRK
Mehmet GÖKTÜRK
GERÇEĞİ HAKARET SAYMAK!
Abdurrahman SAĞKAYA
Abdurrahman SAĞKAYA
DEVLET HİZMET SATIN ALMALI
Oktay TAŞ
Oktay TAŞ
İŞİMİZ FİYAKA!
Cihangir TÜRKMEN
Cihangir TÜRKMEN
İHTİYAÇLARIM VE REFERANDUM
İsmet ORHAN
İsmet ORHAN
ÜÇ MUAMMADA... İLKLER NELER OLUYOR?
Sedat ERİŞ
Sedat ERİŞ
HALKIN BİLİNÇALTINDAKİ SORULAR-4
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA TİCARİ HAYAT
Ana Sayfa Gündem Ekonomi Şirketler Özel Haber Ankara Röportaj Sağlık
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva