ANA SAYFA GÜNDEM EKONOMİ ŞİRKETLER ÖZEL HABER ANKARA RÖPORTAJ SAĞLIK VİDEOLAR
Ağır hasarlı ve yıkılacak evler için 41 bin lira destek
Ağır hasarlı ve yıkılacak evler için 41 bin lira destek
Deprem bölgesinde yağış bekleniyor
Deprem bölgesinde yağış bekleniyor
İran'da yolcu uçağı pistten çıktı
İran'da yolcu uçağı pistten çıktı
Etiyopya'da 7 milyon kişi yardıma muhtaç
Etiyopya'da 7 milyon kişi yardıma muhtaç
Bitlis'te PKK'ya ait sığınak imha edildi
Bitlis'te PKK'ya ait sığınak imha edildi

R.Bülend KIRMACI

GIDA GÜVENLİĞİ YAŞAMSALDIR
4 Aralık 2019 Çarşamba

Haberlere bakar mısınız? Türk-İş’in kasım ayı raporuna göre, 4 kişilik bir ailenin açlık sınır 2103 TL, yoksulluk sınırı 6850 TL, evli olmayan çocuksuz bir işçinin yaşama maliyeti 2578 TL’dir. Öte yandan bir başka araştırmaya göre “1 milyon 155 bin öğrenci geçim sıkıntısı nedeniyle okullarını bırakmıştır.” Bu iki haberi üst üste koyduğumuzda çok karamsar bir tablo ortaya çıkmaktadır. Türkiye, genç işsizliği ve ağır borçlarıyla hayat kalitesini giderek yitirmektedir. Fakat yaşam kalitesini erozyona uğratmaktan daha vahim olan “umutların tükenmesidir.” Buna asla izin verilmemelidir. Yıllardır süren sıcak para ekonomisi, üst yapı yatırımlar ve buna karşılık üretken alt yapı yatırımlarını ihmal etmiş olmak, yanı sıra gelir dağılımını düzeltici uygulamaların ihmal edilmesi, bu tabloyu oluşturmuştur. Şimdi önce umudu yakalamak zorundayız…

Kendi üreten sağlıklı toplum

O nedenle şu ana kadar neyi yanlış yaptıysak onunla yüzleşmeli; hesaplaşmalı ve aşmalıyız. Gerçekten toplum geneline yansıyan ve yaşam kalitesini yükseltecek pek de göz önünde olmayan alanlar da vardır. Onlardan biri milli enerji politikalarının izlenmesi, diğeri de gıda güvenliğini de içeren milli tarım politikasının tatbik edilmesidir. Çünkü kalitesiz, sağlıksız gıdalar toplum ve birey sağlılığını çok olumsuz etkilemekte, yine kalitesiz ve pahalı enerji girdileri hem aile hem de sanayi bütçelerini tarumar etmektedir. Öyleyse enerjide ve gıdada çok ciddi önlemler almak, bu yolda etkili bir planlama yapmak zorundayız. Enerji ve tarım alanlarında ne kadar dışa bağımlıysak, yaşam ve geçim şartları da o denli ağırlaşmaktadır... Bu yazımızda ağırlıklı olarak değindiğimiz “gıda güvenliği” tarım politikası ve yaşam kalitesi ile ilgilidir…

Tohum, ilaç, gübre meselesi

Her ülke kendi vatandaşının gıdaya en temiz, güvenilir, sağlıklı ve yeterli şekilde ulaşmasını sağlamaktan sorumludur... Çok değil otuz yıl içinde dünya nüfusunun 10 milyara çıkacağı hesaplanmaktadır. Mevcut tarım alanları (kirlenme, bozulma, yok olma) gerçeğiyle, artan nüfusun dengeli beslenmesi, giderek güçleşecektir. Bu nedenle tarım üretim tekniklerinin baştan sona yeniden ele alınması kaçınılmaz görünmektedir. Üstelik biz ve bir ölçüde bütün Dünya, Genetiği Değiştirilmiş Ürünlerin (GDO) tasallutu altındayız. Kullanılan yapay tarım ilaçları biyolojik çeşitliliği azaltmaktadır. Çok-uluslu şirketler kar ederken, toplum ve toplumun geleceği zarar etmektedir. Yerli tohum körelmekte, ulusal üretim örselenmekte, dahası, kartelleşmiş medya sayesinde gerçeğin bilgisi perdelenmektedir. Bu karanlık buzdağının altında çok daha karanlık gerçekler vardır: Bugün dünya genelinde 200 milyon çocuk yeterli besine ulaşamamaktadır. Dünya gelirlerinin ve doğal kaynaklarının paylaşımı ve kullanımında da büyük adaletsizlikler vardır. Gerçekte açlık ve kıtlık çekenlerin lehine gibi görünen yeni gıda teknolojileriyle ilgili denemeler beraberinde büyük riskler taşımaktadır… O arada pirinç, mısır, buğday ve soya fasulyesi gibi küresel kalori ihtiyacının yüzde doksanını karşılayan bitkilerin bile geleceği berrak değildir. Bu temel besin kaynakları yerine GDO bitki alanları ihya edilmekte ve halen yüz elli milyon hektar alanla ciddi bir kompozisyon teşkil etmektedir. Fakat sömürü ve soygun çatallıdır, şöyle ki; GDO’lu tohum ürünleri üreten firmalar aynı zamanda ilaç, gübre ve ürün ile ilgili tüm girdilerin tedarikini tekellerine almaktadırlar. Yani hasta eden de ilacını satan da aynıdır. Bunu görmemek ve gereğini yapmamak yabancılar için saadet bizim için esaret zinciri olan bu işleyişin önünü almamak, gelecek kuşaklara karşı yapılabilecek en büyük haksızlık olacaktır.

GDO Krallığı

Gıda güvenliği meselesi Türkiye’miz için de yaşamsal önemde bir konudur. Ne var ki bu konuyu daha yeni kavramaya başladık. Türkiye yılların ihmalini yaşamakta ve sağlıklı bir üretim profilinden önce bir “hasar tespit çalışmasına” ihtiyaç duymaktadır. Buna karşılık, Türkiye’de GDO’lu gıda üretimine izin verilmemesi sadece kağıt üzerinde kalmış, biyo-güvenlik yasamız etkili çalıştırılmamıştır. Dolayısıyla tek tip üretime dayalı GDO’lu ürün yetiştirilmesine bağlı biyolojik çeşitlilik kaybına uğramış durumdayız. 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu ile tohum üretiminin izin ve sertifika gerektirmesi de buz üzerine yazılı bir yazı halindedir.  Sonuçta gıda zincirinde hem GDO’lu ürünler galabe çalmakta hem de bugün marketlerde yerelden çok ithal gıdalar raflarda egemen halde bulunmaktadır. Bu sağlığımıza, paramıza, tasarrufumuza, tarımımıza, çiftçimize, tüketicimize vurulmuş çok ağır bir darbedir. Etkileri on yıllarca silinmesi kolay olmayan, olumsuz etkileri on yıllarca sonra belki çok daha gün ışığına çıkacak olan büyük bir hatadır. Gerçekte çiftçimiz üretmemekte, fiilen tohumunu, gübresini, ilacını yabancı şirketlerden almakta, ürünü tarlada para etmemekte ve nihayet ödenemez hale gelen borçları nedeniyle tarlasını, bağını, bahçesini yok yere elinden çıkarmak zorunda kalmaktadır. Şimdi dikkat ediniz: Kimi verilere göre bir zamanlar kendi kendine yeten ve ülkemizi hatta çevresini besleyen dünün verimli bugünün “öksüz” topraklarını alanlar arasında hatırı sayılır oranda yabancıların da yer aldığı söylenmektedir… Oysa o yabancılar OECD rakamlarından da görüldüğü ve Avrupa Birliği ülkelerinden de bilindiği gibi kendi üreticilerini ve çiftçilerini alabildiğine desteklemektedirler. Yani bizi bizim silahımızla vurmakta, talkını bize verip, salkımı kendileri yutmaktadır. Sonuç, geliri azalan bir toplumdur, açlığın, yoksulluğun yarı çapının genişlemesidir, sağlığı, güvenliği, beslenmesi ile yaşam kalitesinin giderek düşmesidir.

Marketler birer laboratuar

Hangi büyük ve orta boy markete giderseniz gidiniz, içiniz rahat mı? Hiç de değil… Yok mısır şurubu, yok fruktoz, yok glukoz bir dolu terimin zararlı olduğunu öğrendik, birçok üründe doymamış yağ oranı yüksek… Fakat özellikle tüketim maddeleri ve mallarının açık okunur anlaşılır etiketlenmesi mevcut değil… Meşrubattan konservesine, salçasından şekerine nasıl güvenilir alışveriş yapacağız, bu belli değil... “Tüketici hakları gelişti”, kimi sorumlu medya kuruluşları da uyarıyor, ancak, raflarda ürün değil adeta mermi pazarlanıyor, geleceğimiz vuruluyor, cebimiz soyuluyor. Kılı kırk yarsak da alışveriş sepetine “zararlı” ürün kaçma ihtimali göz ardı edilebilir gibi değil. Vitrinlerimizi, reklamlarımızı, raflarımızı, yabancı ve zararlı mamullere adeta teslim etmiş durumdayız. Yapabileceğimiz tek şey, barkotları okumak, eş-dost tavsiyesine kulak vermek ve yerli ve kalitesi belli olan firmaları tercih etmek… Türk tüketicisi markete mi giriyor, zararlı ürünler laboratuarına mı giriyor belli değil. Hayatın koşuşturmacası ve iktisadi zorluklar içinde ne kadar özenli davranmaya çalışırsak çalışalım, sorunun çözümü çok derinlerde… Öncelikle şunun altını çizmeliyiz bütün ürünlerde kullanılan hammadeler ve hatta ürünün geçtiği temel süreçler gayet anlaşılır şekilde hem o ürünün etiketinde yer almalı hem de sunulduğu rafın üzerinde büyük ve anlaşılır harflerle yazılmalı.

Çözüm Tarım politikasında

Halkımıza temiz, güvenilir, sağlıklı, besin değeri olan gıdaları uygun fiyata sunmak zorundayız… Tarımda hem üretici hem tüketici gözetilmelidir. Gıda güvenliğinin anahtarı bizdedir; milli bir tarım politikası izlemekten geçer… Tarımda arazi toplulaştırma, planlı ürün deseni, kooperatifleşme çalışmaları hızlandırılmalıdır… Bu alanda ziraat mühendisleri istihdam edilmelidir. Ziraat Bankası bir ihtisas bankası olmak niteliğiyle ve tüm varlığıyla çiftçiyi desteklemelidir. Tarım-kredi kooperatifleri ihya edilmelidir. Yerli tohum, gübre, ilaç yetiştirmek için, biyolojik çeşitlilik konusuna önem vermek için, Dünya’daki su rezervleri dahil tarım siyasetleri ve bunun genel siyasete etkisine yönelik araştırmalar da yapılması için ilgili üniversite yapılanması gündeme alınmalıdır. Ziraat odaları ve çiftçi meslek birliklerinin üretim hakkındaki önerileri daha fazla dikkate alınmalıdır. Ürün tedarik, depolama ve sevk zincirini iyileştirecek çalışmalar mutlaka yapılmalıdır. Tarım ürünlerinde ithalata bağımlılığı en aza indirgeyecek yerli üretimi özendirecek tüm önlemler alınmalı ve uygulanmalıdır. O arada hayvancılık, arıcılık ve benzeri alanlarda da yeni teşvikler ele alınmalı ve hayata aktarılmalıdır. İlk üretici ile nihai tüketici arasındaki katmanlar minimize edilmeli, tanzim satış noktaları yurt genelinde yaygınlaştırılmalıdır. Okullarda tarım ve gıda dersleri müfredata konmalıdır. Tüketici haklarını geliştirmek ve tüketiciyi çok etkin şekilde korumak için gereken yasal düzenlemeler gün yitirmeden yapılmalıdır. Özelleştirilen şeker fabrikaları yasalar ve hayatın gerçekleri dahilinde “geri alınmalı”, tarım alanı elli yıl için özelleştirmeye kapatılmalıdır. Tam tersine tarım alanında kamucu bir siyaset geliştirilmeli, teknolojik yatırımlar ele alınmalı ve münhasıran tarıma özgü 5’er yıllık Tarım Kalkınma ve Gıda Güvenliği planlaması mutlaka yapılmalıdır.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
TİCARİ HAYAT GAZETESİ
ARŞİV
ÇOK OKUNANLAR
YAZARLAR
Seda TOLMAÇ
Seda TOLMAÇ
GÜNDEM BELİRLEME
Duran AKKAYA
Duran AKKAYA
KÜRESEL PİYASALARDA “VİRÜS” ETKİSİ
Nesrin ÖZOĞLU
Nesrin ÖZOĞLU
NE YİYİP NE İÇİYORUZ BİZ?
Esra SARI
Esra SARI
TEKNOLOJİ İLERLEDİ BİZ YALNIZLAŞTIK
Oğuzhan SARI
Oğuzhan SARI
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE NE KADAR KAYITSIZ KALINACAK
Prof.Dr. Esat ARSLAN
Prof.Dr. Esat ARSLAN
YENİ TRUMP DOKTRİNİ 'SUİKASTLA ÖN ALMA'
Bünyamin ALTINTAŞ
Bünyamin ALTINTAŞ
24 OCAK KARARLARI
Arda ÇELİK
Arda ÇELİK
İZ BIRAKANLAR
Ceyhun Özgür
Ceyhun Özgür
E-TİCARET NEDİR? NASIL YAPILIR?
Şira Yıldız ASAN
Şira Yıldız ASAN
HAYATA UMUTLU VE MUTLU BAKABİLİRİZ
Mustafa YILDIZ
Mustafa YILDIZ
KENDİNE VE TOPLUMA YABANCILAŞMA
Büşra Çinkaya
Büşra Çinkaya
‘‘CAM ADASI’’ MURANO
Mert Can DUMAN
Mert Can DUMAN
GELİR EŞİTSİZLİĞİ İÇİN YENİ BİR REÇETE GEREK
R.Bülend KIRMACI
R.Bülend KIRMACI
BERLİN KONFERANSI
İsmail CİNGÖZ
İsmail CİNGÖZ
ORTADOĞU’DA ESKİ PROBLEMLERE YENİ KARTLAR DAĞITILIYOR
Hatice TOPÇU
Hatice TOPÇU
AYARSIZ HESAPLAR
Ömer AĞAÇLI
Ömer AĞAÇLI
SEVGİ VE PAYLAŞMAK ÜZERİNE...
Ayşe Aybike Yılmaz
Ayşe Aybike Yılmaz
VEJETARYEN BESLENMESİ
Hatice Karataş
Hatice Karataş
HAYAT KISA KUŞLAR UÇUYOR
Burcu ŞEN
Burcu ŞEN
NE KUTLADIĞIMIZI BİLİYOR MUYUZ?
Av. Zeynep YETİŞGİN
Av. Zeynep YETİŞGİN
HATIR İÇİN YOLCU ALIMINDA ARAÇ İŞLETENİN SORUMLULUĞU
Gülçin KARLI İPEK
Gülçin KARLI İPEK
İLKLERİN KADINI SABİHA RIFAT GÜRAYMAN
Hicret TÜRKMAN
Hicret TÜRKMAN
KOMŞULUK ÖLMESİN
Hasan AKGÜL
Hasan AKGÜL
YEREL SEÇİMLER İÇİN BİR DEĞERLENDİRME
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
ENDİŞE VERİCİ!
Gamze Nur ERGİL
Gamze Nur ERGİL
BABA’YA İTHAFEN
Dursun ERKILIÇ
Dursun ERKILIÇ
LİBAS
Fatma Sena YAMAN
Fatma Sena YAMAN
SEVİNCİ ŞÜKÜR, ÜZÜNTÜSÜ SABIR
Serkan KUMDAKÇI
Serkan KUMDAKÇI
SEYRE DEVAM
Can Berk KANAT
Can Berk KANAT
DİŞİYİ KİŞİ YAPALIM!
Esra  YAZDIÇ DEMİR
Esra YAZDIÇ DEMİR
ŞALVARIYLA KÜRSÜYE ÇIKIYOR, AKADEMİSYENLERİN YAPAMADIĞINI YAPIYOR
Şahap YILMAZ
Şahap YILMAZ
İŞ PLANI NEDEN ÖNEMLİ?
Ali Asker DEMİRHAN
Ali Asker DEMİRHAN
YENİ TORBA KANUN TASARISININ VERGİ HÜKÜMLERİ
Mehmet GÖKTÜRK
Mehmet GÖKTÜRK
GERÇEĞİ HAKARET SAYMAK!
Abdurrahman SAĞKAYA
Abdurrahman SAĞKAYA
DEVLET HİZMET SATIN ALMALI
Oktay TAŞ
Oktay TAŞ
İŞİMİZ FİYAKA!
Cihangir TÜRKMEN
Cihangir TÜRKMEN
İHTİYAÇLARIM VE REFERANDUM
İsmet ORHAN
İsmet ORHAN
ÜÇ MUAMMADA... İLKLER NELER OLUYOR?
Sedat ERİŞ
Sedat ERİŞ
HALKIN BİLİNÇALTINDAKİ SORULAR-4
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA TİCARİ HAYAT
Ana Sayfa Gündem Ekonomi Şirketler Özel Haber Ankara Röportaj Sağlık
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva