ANA SAYFA GÜNDEM EKONOMİ ŞİRKETLER ÖZEL HABER ANKARA SAĞLIK YAŞAM VİDEOLAR
Türkiye'nin Kovid-19'la mücadelesinde son durum
Türkiye'nin Kovid-19'la mücadelesinde son durum
Lütfi Elvan gitti, Nureddin Nebati geldi
Lütfi Elvan gitti, Nureddin Nebati geldi
Plastik poşetin ücreti değişmeyecek
Plastik poşetin ücreti değişmeyecek
Fındıktan 3 ayda 733,5 milyon dolar gelir
Fındıktan 3 ayda 733,5 milyon dolar gelir
Rusya'dan NATO'ya genişlememe teklifi
Rusya'dan NATO'ya genişlememe teklifi

Mustafa YILDIZ

GEREKSİZ MEDENİYET KAVGASI
14 Ekim 2021 Perşembe

Günümüz şartlarında, tasavvur edilen ideal bir sistemin kurulması, kurulacak sistemin de kurulu medeniyetler karşısında tek başına ayakta durabilmesi, hayatiyetini devam ettirmesi ve ari olarak kendini koruması/muhafaza etmesi/edebilmesi oldukça zordur. Belki şu şartlarla ihtimal dahilinde olabilir. Birincisi; kurulan/kurulu sistemlerin hiçbirisiyle temas etmemesi, yani içe kapanması ya da; kurulan sistemin hiçbir yere ve kimseye bağlı ve muhtaç olmadan kendine yeten, her branşta en ileri noktada olması ile mümkün olabilir. Ancak, bunların da gerçekleşmesi takdir edersiniz ki oldukça zordur. Ancak, gayri mümkün de değildir.

Oysa gerçekçi olmak gerekirse şayet, insan nasıl ki bireysel bazda başkasına muhtaç olacak şekilde yaratılmış ve bir şekilde başkasına ihtiyaç duymak zorunda kalınıyorsa, devletlerde tek başlarına ayakta durmaya muktedir olamıyorlar. Sanki biri, bilerek onları da birbirine muhtaç olacak şekilde konumlandırmış gibi. Karşılıklı diyaloglar sayesinde gerekli olan ihtiyaçlarını temin etmek, teknoloji alış-verişinde bulunmak adına kurulan dostluklar sayesinde birbirlerini tanımak suretiyle yollarına devam ederler. Bu durum hemen her ülke için zorunlu ve normal olan bir gerekliliktir de aynı zamanda. Yapılan bu dayanışmalar toplumun maddi boyutlu sorunlarını karşılıklı çözmek işlemidir. Yoksa yapılanların toplumun sosyolojik, psikolojik, siyasi, ahlaki ve kültürel değerlerini bünyesinde barındıran, toplumu var eden aşkın değerlerle farklı konuma sahip olan, toplumun sosyal yapısına, yani sahip olduğu medeniyetine müdahale edilmesine, duruşuna helal gelmesi asla kabul edilir bir şey değildir.

Ancak, bir toplum gerek düşünce bazında ve gerekse teknolojik sahada hiç üretim yapmadan tüm yaşam malzemelerini başkalarına bağımlı kalarak, sürekli ithal yoluyla karşılayıp hayatını idame ettirmeye çalışması, zamanla toplumun aşkın değerleri ile arasındaki duygu bağlarının soğumasına, değerlerine yabancılaşmaya ve medeniyetler arası kültürel geçişlerin yaşanmasına açık hale gelir. Bu medeniyet geçişleri de genellikle güçlünün lehine sonuçlanır. Zira, güçlü zayıfı daima etkiler ve zamanla zayıf olan güçlü olanın yaşadığı hayatı hakikat zannetmeye başlar ve kendi değerlerinden tavizler vermeye başlar ki, işte bir toplum için asıl tehlike de o dönemlerde devreye girer. Çünkü, inanılan değerler kişide önemini yitirmeye ve soğumaya yüz tutarlar artık. Üstelik, istemeden de olsa teknoloji transferleri kullanıcıya ahlaki bazı davranışları da benimsetmeye başlar. İşte medeniyet geçişleri bu ithal teknolojik alış-verişlerin uzun süreli kullanılması halinde topluma tedrici olarak kazandırdığı bazı alışkanlıklar sayesinde toplumda yabancı kültür ve medeniyetlerle kaynaşması, içselleşmesi ve zamanla da sempati duyulması ve benimsenmesi zeminini oluşturur.

Medeniyet; Bir ülkenin ya da toplumların tüm unsurlarını, yapı taşlarını da içine alan geniş bir ifade olduğu için farklı tarzlarda anlamlar yüklenmiştir. Frenkçe bir kelime olan ‘‘Civilization’’ kelimesinin karşılığı olarak, kimileri ‘‘Uygarlık’’ kelimesini kullanırken, bazıları da ‘‘Umran’’ kelimesini kullanmıştır. Daha sonra Arapça’dan dilimize giren medeniyet kelimesi toplumun çoğunluğu tarafından daha sıcak bulunup benimsendiği için daha sık kullanılmaya başlanmıştır. Dolayısıyla medeniyet derken, aynı zamanda geniş bir yelpazeyi içine alan bir mefhumdan söz edildiği de unutulmamalıdır.

Bu nedenle bir yerde medeniyetle ilgili bir sorun varsa, demek ki, orda mutlaka psikolojik, sosyolojik, ekonomik, siyasal, dini ve kültürel meselelerde de bir takım sorunlar yaşanıyor demektir. Özellikle ülkemizde medeniyet sorunu aynı zamanda birinci derecede bir kültür ve din sorunu olarak da ele alınır. Din ve kültür sorunu aynı zamanda bir düşünce sorunu da olduğundan, düşünce krizi aynı zamanda beraberinde medeniyet krizini de tetikler. İşte, aydınlarımız arasındaki mevcut düşünce krizi ve heterojen duruşların sergilenmesi bu düşünsel problemlerin çözümüne dair müşterek çarelerin bulunamaması ve sorunların sürekli muallakta bırakılması nedeniyle süreklilik kesbetmesinden kaynaklıdır. Zira, Batıyı görmüş kendini ‘‘Münevver Aydın’’ sayan bir kesim insanımız, yerli fikirlere hep tepeden bakmış ve savunanları da daima küçümsemişlerdir.

İşte, bugün dahi millet olarak üzerimizden bir türlü atamadığımız bu batılı olma kompleksimiz nedeniyle, aydınlarımız sorunlara teşhisler koyarlarken aynı pencereden bakmadıkları için sorunların ismini bile tam olarak koyamamış ve çözümleri de nesilden nesile miras bırakarak aktarmışlardır. Ahmet Hamdi Tanpınar; ‘‘Bizim asıl problemimiz, bir medeniyetten başka bir medeniyete geçişin getirdiği ikicilik problemidir.’’ diyerek, sorunu sadeleştirebilmiştir. Yaşanan sorunlara çözüm olarak, yeniden ‘‘öze dönme’’ teşhisi koyanların yanı sıra, halen ısrarla bizim kendi medeniyetimizle sorunumuzun olduğu konusunda ısrarcı olanların da var olduğunu söylemeye gerek yok zaten.

Yıllarca yurt dışında sefaretlerde görev yapanlar ile tahsil için Avrupa’ya giden ve kendilerini layüs’el gören kimi aydınlarımız gördükleri mimari ihtişamı hayranlıkla izleyip teknolojilerine hayran kalmışlar. Öyle ki, 1939’da Hitler’in bile bombalamaya kıyamadığı Prag’ı ziyaret ettiğimizde hakikaten 1600’lerden kalma yapıları, köprüleri görünce gerçekten o yıllarda yapılmış olmalarına rağmen özellikle de dış görünüşlerine hayran olmamak mümkün değil. Bırakın 300-400 yıl öncesini doğduğum şehrin, hatta 1977’lerde okula başladığımız Başkent Ankara’nın bile 40 yıl öncesini hatırlıyorum. Aradaki farkı kıyas bile yapmak istemiyorum. İşte, bu geri kalmışlık problemimize sebep olarak medeniyetimizi sorumlu görerek teşhis koyan aydınlarımız, içeride sergilenen bazı yobazca tavırları umuma şamil kılarak toptancı bir bakışla bir medeniyeti suçlayabilmişlerdir. Ortaya bir şey koymayan/koyamayan, kendilerini sorumlu görmeyen bu Avrupa görmüş münevver aydınlarımız sorunlara çözüm üretip, alternatif görüşler serdedeceklerine, yeni getirilecek olan hazır bir medeniyetin gönüllü propagandasını yapmışlar ve kendi medeniyetleri olan İslamı da terakkiye mani, geri kalmışlığın da sebebi görerek suçlayabilmişlerdir. Ama Avrupa’nın dış mimarisinin medeniyeti gibi iki yüzlü olduğunu görememişlerdir. Zira, binaların içine girdiğinizde, içerisi ile dışarının çok farklı bir manzara arz ettiğini görebilirlerdi.

Keza I. Viyana Kuşatmasına(1529) kadar Avrupa’da ’Yenilmez Armada’’ olarak anılan Osmanlı ordusu başarısız olurken, II. Viyana Kuşatmasında da benzer hatalar tekrarlanarak ikinci defa eli boş dönen Osmanlı, ilk defa savaş tazminatı alamadan geri döndüğü için, büyük bir maddi külfetin altına girmiş, artık başka masraf yapmayı da göze alamayarak duraklama dönemine girmiştir. Avrupalıları cesaretlendiren bu mağlubiyet, Avrupalıda birlik olma fikrini uyandırmış, 1718 yılındaki Pasarofça antlaşmasıyla da Osmanlı bir mahcubiyet içinde istemeyerekte olsa Avrupa’nın karşısında ilk olarak savunma pozisyonuna girmiştir. Bu gün dahi halen o kompleksi üzerinden atamayan, o günlerden devam ederek günümüze kadar gelen bir damarın temsilciliğini yapan bazı aydınlarımız Avrupa’yı ve medeniyetini halen tek çare olarak görmeye devam etmektedirler. O tarihlerden sonra içeride hep iktidar kavgalarıyla geçen, kendiyle uğraşan bir döneme girilmiştir.

Her medeniyetin bir başka medeniyetle sürtüşmesi ve zihinsel kavgası mutlaka vardır. Gerek dışarıdan ve gerekse içeriden yapılan tazyikler aydınlarımız arasında düşünce krizi yaşamalarına sebep olmuş, çare olarak hep farklı çözümler sunulmuştur. III. Selim döneminde Paris ve Viyana’ya gönderilen elçilerden orada gördüklerini rapor etmeleri için resmi raporlar istenmiştir. Özellikle 28 Çelebi Mehmet dönemindeki elçilerin kimileri oldukça kısa raporlar yazıp gönderirken, kimileri de 500 sayfalık raporlar hazırlayıp göndermişlerdir. Gönderilen bu raporlarda genelde batının mimarisi övülürken, içinde komünist, sosyalist, dinsiz ve oldukça liberallerin yaşadığı bir toplumun bu çeşitliliğe rağmen birlikte barış içinde nasıl yaşadıklarını, bulundukları ortamlarda birbirlerine gösterdikleri geniş hoşgörüyü ballandıra ballandıra anlatarak, Islam dinine ve temsil ettiği medeniyete duydukları husumetlerini de bu arada dile getirmişlerdir.

Duraklama dönemine girerek yerinde sayan Osmanlı ümerası sürtüşmeleri abartarak çöküş dönemini hızlandırmış, parelel olarak Ulemada da fikri çatışmaların hüküm sürdüğü bir dönemi yaşamıştır. Gelinen noktada Osmanlı çöküş dönemini hazin bir sonla bitirmiş, (bunda İslamcıların da ferasetsizliği var) yeni kurulan devletin yeni medeniyetlerle buluşması hamlesi başlatılmış, kadim medeniyetimiz demode bulunmuş, farklı medeniyetlerin beşiği konumundaki Anadolu da etnik köken olarak hassas bir bölgede olduğu için sürekli ayrılıkçı fikri düşüncelerin döl yatağı olmuştur.

İşte bugün yaşadığımız sorunların büyük çoğunluğu o tarihlerden akıp gelen, bir türlü kendi olmayı beceremeyen ve araçları değişmiş olsa da amaçları aynı minvalde devam eden birikmiş irinin akıyor olması ve kanayan yaranında üstü kapanmadan sürekli kanatılıyor olmasının sonuçlarıdır.

----------------------------------------------------------------------

Faydalanılan kaynaklar: Findley, ‘‘Modern Türkiye tarihi’’, Mehmet Aydın, ‘‘Yakın tarihimizde medeniyet hakkında bazı düşünceler’’ adlı makalesi.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
TİCARİ HAYAT GAZETESİ
ARŞİV
ÇOK OKUNANLAR
YAZARLAR
Burak BALCI
Burak BALCI
SANAL YATA 650 BİN DOLAR ÖDEDİ!
Hüseyin ALPASLAN
Hüseyin ALPASLAN
TRABZON TEHCİRİ YARGILAMASI-III
Bünyamin ALTINTAŞ
Bünyamin ALTINTAŞ
DOLAR NEREDE DURACAK?
Murat BALCI
Murat BALCI
MÜSLÜME’NİN HAZİN HİKAYESİ
R.Bülend KIRMACI
R.Bülend KIRMACI
EKONOMİDE ANORMALLİKLER
Mert Can DUMAN
Mert Can DUMAN
COVİD-22?
Seda TOLMAÇ
Seda TOLMAÇ
TOPLUMSAL CİNSİYET, KADINA YÖNELEN ŞİDDET…
Oğuzhan SARI
Oğuzhan SARI
GERİ DÖNÜŞÜMDE ÖNEMLİ ADIM
Prof.Dr. Esat ARSLAN
Prof.Dr. Esat ARSLAN
SOÇİ'DE ÜÇLÜ ZİRVE
Hatice KARATAŞ
Hatice KARATAŞ
KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE
Esra SARI
Esra SARI
KENDİNE GÜVENEN VE MUTLU ÇOCUKLAR NASIL YETİŞTİRECEĞİZ?
Arda ÇELİK
Arda ÇELİK
TUTSAK BİRİKİM
Dursun ERKILIÇ
Dursun ERKILIÇ
SÖZÜ MERT DEVLET SERT
Nimet KÜLTEKİN
Nimet KÜLTEKİN
KANSERDEN KORUNMAK İÇİN BESLENME ÖNERİLERİ
Mustafa YILDIZ
Mustafa YILDIZ
ELEŞTİRİ VE TENKİTTE USUL
Ömer AĞAÇLI
Ömer AĞAÇLI
İNSANLIK ALEMİNE MERTEBELER HAKİMDİR
Bekir ATACAN
Bekir ATACAN
FRANSA’YA KARŞI ÇOK FRANSIZ MI KALIYORUZ?
Hatice TOPÇU
Hatice TOPÇU
ZITLIKLAR
Büşra ÇİNKAYA
Büşra ÇİNKAYA
NOMOFOBİ
Şira Yıldız ASAN
Şira Yıldız ASAN
DAHA MUTLU HİSSETMENİZ İÇİN
Nesrin Yarım ÖZOĞLU
Nesrin Yarım ÖZOĞLU
ORMAN DEYİP GEÇMEYİN!
İsmail CİNGÖZ
İsmail CİNGÖZ
FERGANA VADİSİ’NDEN TÜRK BİRLİĞİNE
Hasan AKGÜL
Hasan AKGÜL
ÜLKENİN KALKINMASINDA SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ ÖNEMİ
Duran AKKAYA
Duran AKKAYA
BİSİKLET KÜLTÜRÜ
Ceyhun Özgür
Ceyhun Özgür
ÇALIŞAN EMEKLİNİN MAAŞINDA KESİNTİ OLUR MU?
Ayşe Aybike Yılmaz
Ayşe Aybike Yılmaz
VEJETARYEN BESLENMESİ
Burcu ŞEN
Burcu ŞEN
NE KUTLADIĞIMIZI BİLİYOR MUYUZ?
Av. Zeynep YETİŞGİN
Av. Zeynep YETİŞGİN
HATIR İÇİN YOLCU ALIMINDA ARAÇ İŞLETENİN SORUMLULUĞU
Gülçin KARLI İPEK
Gülçin KARLI İPEK
İLKLERİN KADINI SABİHA RIFAT GÜRAYMAN
Hicret TÜRKMAN
Hicret TÜRKMAN
KOMŞULUK ÖLMESİN
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
ENDİŞE VERİCİ!
Gamze Nur ERGİL
Gamze Nur ERGİL
BABA’YA İTHAFEN
Fatma Sena YAMAN
Fatma Sena YAMAN
SEVİNCİ ŞÜKÜR, ÜZÜNTÜSÜ SABIR
Serkan KUMDAKÇI
Serkan KUMDAKÇI
SEYRE DEVAM
Can Berk KANAT
Can Berk KANAT
DİŞİYİ KİŞİ YAPALIM!
Esra  YAZDIÇ DEMİR
Esra YAZDIÇ DEMİR
ŞALVARIYLA KÜRSÜYE ÇIKIYOR, AKADEMİSYENLERİN YAPAMADIĞINI YAPIYOR
Şahap YILMAZ
Şahap YILMAZ
İŞ PLANI NEDEN ÖNEMLİ?
Ali Asker DEMİRHAN
Ali Asker DEMİRHAN
YENİ TORBA KANUN TASARISININ VERGİ HÜKÜMLERİ
Mehmet GÖKTÜRK
Mehmet GÖKTÜRK
GERÇEĞİ HAKARET SAYMAK!
Abdurrahman SAĞKAYA
Abdurrahman SAĞKAYA
DEVLET HİZMET SATIN ALMALI
Oktay TAŞ
Oktay TAŞ
İŞİMİZ FİYAKA!
Cihangir TÜRKMEN
Cihangir TÜRKMEN
İHTİYAÇLARIM VE REFERANDUM
İsmet ORHAN
İsmet ORHAN
ÜÇ MUAMMADA... İLKLER NELER OLUYOR?
Sedat ERİŞ
Sedat ERİŞ
HALKIN BİLİNÇALTINDAKİ SORULAR-4
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA TİCARİ HAYAT
Ana Sayfa Gündem Ekonomi Şirketler Özel Haber Ankara Sağlık Yasam
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva