ANA SAYFA GÜNDEM EKONOMİ ŞİRKETLER ÖZEL HABER ANKARA RÖPORTAJ SAĞLIK VİDEOLAR
Bakan Yardımcısı trafik kazasında hayatını kaybetti
Bakan Yardımcısı trafik kazasında hayatını kaybetti
İstanbul için sağanak yağış uyarısı
İstanbul için sağanak yağış uyarısı
Brezilya’da silahlı saldırgan 17 yolcuyu rehin aldı
Brezilya’da silahlı saldırgan 17 yolcuyu rehin aldı
Hemşin’de festvial sona erdi
Hemşin’de festvial sona erdi
AB'den İngiltere'ye tepki
AB'den İngiltere'ye tepki

İsmail CİNGÖZ

F-35’LER VERİLMEK İSTENMİYOR, S-400’LER BAHANE
15 Mayıs 2019 Çarşamba

İkinci Dünya Savaşı’na kadar uluslararası siyasi konjonktüründe geri planda kalmayı tercih eden Amerika Birleşik Devletleri (ABD) sonradan dahil olduğu bu savaşın bitiminde iki kutuplu dünya sisteminde Batı Bloğu’nun lideri konumuna gelmiştir. Marshall Yardımlarıyla başladığı yeni dünya sisteminin inşasında Türkiye’ye de pay ayırarak diyaloğa geçmiştir. Soğuk Savaş döneminin ilk sıcak çatışması olan Kore Savaşı’na (1950-1953) NATO üyesi olmadığı halde asker gönderen Türkiye, ABD ile yakınlaşma içerisine girmiştir.

Türkiye, 18 Şubat 1952’de NATO üyesi  olduğundan itibaren 1990’larda Sovyet Rusya’nın kontrollü bir şekilde dağılmasına kadar ileri karakol görevi üstlenmiştir. Fakat Sovyet Rusya ile birlikte Varşova Paktı’nın da fiilen dağılmasıyla siyaseten geri plana ötelenen Türkiye’nin son yıllarda NATO üyeliği bile sorgulanır olmuştur. Hatta Suriye iç savaşı nedeniyle Rus savaş uçağını düşürmek zorunda kalan Türkiye’nin savunulmayacağı dahi üst makamlarca dile getirilmiştir. Dolayısıyla gelinen süreçte Türkiye yeni müttefikler, stratejik iş birliği ve savunma sistemleri edinmek zorunda kaldığı bir dönem yaşamaktadır. Türkiye henüz fiilen ayrılmadığı NATO’dan ve diyaloğu kesmediği ABD’nin yerine ikame olarak en kuvvetli aday ülkeler olarak Rusya, İran ve Çin üçlüsü görülmektedir. Fakat bu süreç hiç de o kadar kolay olmayacaktır. Ya da Türkiye Batı Bloğundan ve NATO’dan ayrılabilecek midir? Tarihi süreçte Türk-Rus ilişkileri incelenerek Türkiye’nin gelecek yılları için kısaca değerlendirme ve analiz yapmak gerekmektedir.

Tarihi sürece göz atıldığında Türk-Rus ilişkilerinin seyri bölgenin kaderinin çizilmesinde en etkili argüman olduğu görülmektedir. İki ülke ilişkileri genel hatlarıyla rekabetçi bir ortamda seyretmiş olsa da zamanın özelliği gereği kısa dönemlerle de olsa zaman zaman çok ciddi yaklaşımlar içerisinde olmuşlardır. Yakınlaşma dönemlerinde ilişkiler daha çok ticari ve ekonomik eksenli olsa da bazan askeri boyutlu da olmuştur. Fakat siyasi ve politik olarak aynı eksenli hareket neredeyse hiç olamadığı için ilişkiler sağlam zemine oturtulamamıştır.Son  yıllarda  ABD ile yaşanan sorunların ardından iki ülke ilişkilerinde yaşanan yakınlaşmanın da çok uzun sürdürülemeyeceği[1] şeklinde yorumlar yapılsa da bu defa durumun farklı olduğu kanaati ağırlık kazanmaktadır.

Çarlık Rusyası döneminde genişleme politikalarını büyük oranda Osmanlı topraklarına, Kadim Türkistan toprakları olan Orta Asya ve Kafkaslar ile Balkan bölgelerine saldırması, Ortodoksların haklarını savunma gerekçesiyle Pan-Slavist düşüncelerle Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmaya kalkışması iki ülkenin yakınlaşmasına engel olmuştur. Fakat Birinci Dünya Savaşı’nın son yıllarında Çarlık Rusyası’nın Bolşevikler tarafından yıkılmasının ardından emperyalist Batı ülkelerine karşı Millî Mücadele yürüten Ankara Hükümeti ile yeni kurulan Sovyet Rusya’nın yakın ilişkiler kurmaya çalıştıkları görülmektedir. Zira bir süre dayanışma ve işbirliğini esas alan iki ülke ilişkileri, İkinci Dünya Savaşı yıllarında ise uluslararası mücadelenin dışında kalmaya çalışıldığı bir dönem olmuştur. Fakat İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Sovyet Rusya’nın lideri Stalin tarafından “1921 öncesine dönülerek, Boğazlar’da bir Sovyet üssü kurulması, Kars ve Ardahan’ın iade edilmesi” talepleri iki ülke ilişkilerini kopma noktasına getirmiştir.

Türkiye’nin 1952’de NATO üyesi olması Türk-Rus ilişkilerini minimuma indirgese de 1960’lı yıllarda sanayi alanında işbirliği yapıldığını göstermektedir. 1984’te doğalgaz anlaşması ve 1997’de Mavi Akım Projesi sıcak ilişkilerin artmasına sebep olmuştur. 10 Ekim 2016 yılında başlayan Türk Akımı Projesi ve nihayet S-400 Füze Savunma Sistemi anlaşması olayın zirve noktasını teşkil etmiştir.

29 Aralık 2019 tarihinde 2,5 milyar dolar karşılığında yüksek etkili bir hava savunma sistemi olan S-400’lerden “2 adet füze sistemi ve 4 batarya” satın alan Türkiye, Rusya ile Ankara’da tarihi bir anlaşma imzalayarak hali hazırda mevcut olmayan çok önemli bir savunma açığını kapatmak için önemli bir adım atmayı başarmıştır.

Türkiye, Rusya’dan S-400 hava savunma sistemini satın alımının önünü açan bu anlaşma; Rusya ve Türkiye’nin 15 Temmuz başarısız darbe girişiminin ardından ekonomik bağlarını iyice güçlendirmesi ve başta Suriye olmak üzere dış siyasette ortak paydada buluşmalarının sonucu olması nedeniyle Türkiye için büyük önem taşımaktadır. Fakat bu anlaşma NATO ülkelerinin ve büyük ortak ABD’nin tepkisini çekmekte gecikmemiştir.

ABD ilk tepki olarak proje ortağı olmasına rağmen Türkiye’yi F-35 savaş uçağı projesinden çıkartmakla ve teslim aşamasına gelmiş olan uçakları vermemekle tehdit etmektedir. F-35 projesine bu zamana kadar 1,2 milyar dolar ödeme yapan ve 2,3 milyar dolar da ödeme yapacak olan Türkiye’nin proje dışına alınması Türkiye tarafından şiddetle eleştirilmektedir. Zira S-400 füze sisteminin Türkiye’ye konuşlanması ve TSK savunma sistemlerine entegre edilmesi halinde NATO güvenlik sistemlerine olumsuz etkileri olacağını savunan ABD; yine Rus yapımı S-300 sistemlerinin halen Yunanistan, Bulgaristan ve Slovakya’da kullanılıyor olmasını görmezden gelerek kendi ile çelişmektedir.

Bu nedenle S-400 sistemi almakla başta F-35 savaş uçaklarına karşı olmak üzere NATO için bir tehdit olmadığını göstermeye çalışan Türkiye’nin sorunu diyalog yoluyla çözmeye çalıştığı ve ısrarla bir çalışma grubu kurulmasını önerdiği görülmektedir. Bu arada Türkiye’nin ABD’den Patriot savunma sistemlerini de almaya hazır olduğunu açıklamakla, eğer ABD’nin S-400’lere karşı çıkmasının geri planında ekonomik kaygıları var ise ki var, Türkiye’nin bu hususu kavradığı anlaşılmaktadır.

 ABD’yi ikna etmeye çalışan Türkiye, S-400 sistemlerini NATO sistemlerine entegre etmeden de kullanılabilir olduğunu, mevcut yazılımlarının Türkiye tarafından geliştirilebileceğini ve dolayısıyla NATO için tehdit olmaktan çıkartılabilir olduğu belirterek, krizi atlatmaya çalışmaktadır. Fakat ABD’nin ikna olmaya yanaşmadığı anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak;

Hava savunma sistemlerindeki eksikliğin giderilmesi için çabalayan Türkiye 2013 yılında da ihale açmıştı. Bu ihaleye; Çin’in FD-2000, Rus S-400, Amerikan Patriot, İtalyan-Fransız Samp-T füze sistemleri yarışmıştır. Sürpriz bir şekilde ihaleyi Çin tarafının kazandığının açıklanması Türkiye’nin savunma doktrininde değişiklik yaşanacağı şeklinde değerlendirilmiştir. Fakat ihalenin sonuçlanmasının ardından Türkiye, hava savunma ve füze sistemlerinin Çinli CPMIEC kuruluşu ile Türkiye’de ortak üretmek istediklerini duyurmuştur.

İlerleyen zamanda ABD’nin yoğun baskısı karşısında ihale iptal edilmiştir. ABD’nin siyasi, ekonomik ve askeri yöntemleri kullanmakla tehdit ederek S-400 füze alımının da iptali için Türkiye’yi zorladığı görülmektedir.

Türkiye’nin açmış olduğu hava sistemleri satın alma ihalelerine katılan ABD Patriot sistemlerinin pahalı olması ve aynı zamanda üretici firma Raytheon şirketinin Türkiye’ye teknoloji transferine yanaşmaması gibi nedenlerle elenmesine neden olmuştur. ABD bu ihalede elenmekle kaybedeceği ekonomik gelirini “güvenlik kaygılarının ardına sığınarak” Türkiye’yi yaptırımlarla S-400 anlaşmasını iptale zorladığı görülmektedir.

Halbuki Türkiye’nin Patriot sistemi almak istediğinde uygun koşullar sunmayan ABD, ayrıca yıllardır parası ödenmiş askeri teçhizat ve malzemeleri “Kongre onaylamadı” gerekçeleri ile Türkiye’ye vermediği de ABD yetkililerine iletildiği uluslararası basın kuruluşlarında yer almış olması önemlidir.

Ekonomik ve ticari alanda gayet iyi bir seyir görülen Türk-Rus ilişkilerinin yukarıda da bahsedildiği gibi sağlam zeminde olmadığı Suriye olayı örneğinde fiilen görülmüş ve yaşanmıştır. Arap Baharı olaylarının 2011 yılı içerisinde sirayet ettiği Suriye’de iki ülke çıkarları sık sık çakışma yaşamıştır. Daha başlangıçta Türkiye’nin Esad Rejiminin yıkılması eksenli olarak muhaliflere açık destek vermesi ve açık kapı politikasıyla dört milyonun üzerinde Suriyeliyi topraklarına kabul etmesine karşılık Rusya’nın Esad’ı desteklemesi “Suriye ekseninde” iki ülkeyi sık sık karşı karşıya getirmiştir. 22 Haziran 2012’de Akdeniz üzerinde keşif görevi ifa eden silahsız Türk savaş uçağının Rus silahlarıyla Suriye tarafından düşürülmesi, 24 Kasım 2015 tarihinde ise bu defa Türk hava sahasını ihlal eden Rus savaş uçağının Türkiye tarafından düşürülmesi iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmiştir. Fakat 15 Temmuz 2016 hain FETÖ kalkışmasının ardından yeniden başlayan ikili ilişkiler zamanla stratejik dostluğa doğru evrildiği şeklinde yorumlansa da başta Suriye politikası eksenli olarak hala riskler içerdiği söylenebilir.

Elbette Türk-Rus ilişkileri hızla gelişirken ABD’nin Türkiye’yi yaptırımlarla    tehdit  etmesi bu ilişkilerin uzun vadeli sürdürülebilirliğinin sorgulanmasına neden olmaktadır. Zira tehditler arasında uluslararası kuruluşlardan mali yardım ve kredi kullanamamasını da kapsama ihtimalinin olması Türkiye’nin kaygılarını arttırmaktadır.

Burada esas soru; ABD tarafından S-400 füze sistemi bahane edilerek önümüzdeki 40 yılın savaş uçağı olacağı açıklanan F-35’leri Türkiye’ye vermemenin yollarını mı aradığıdır? Zira Başkan Barack Obama döneminden itibaren Türkiye’ye karşı güven kaygısı taşıyan ABD, Ortadoğu’da İsrail’in hava üstünlüğünü kaybetmesini istemediği şeklinde değerlendirilebilir. Çünkü gelmiş-geçmiş ABD Başkanları içerisinde İsrail’i alenen koruyan, kollayan ve bölgede tek nükleer güç olarak İsrail’in var olmasını isteyen ABD Başkanı Donald Trump’ın; gerek hava kuvvetleri olarak gerekse hava savunma sistemleri olarak Türkiye’nin İsrail’i baskılar durumda olmasını istemediği anlaşılmaktadır.

Son söz olarak Türkiye; ABD’nin terör örgütü PKK’nın Suriye’de faaliyet gösteren kolu PYD/YPG ile FETÖ politikaları ile Türkiye aleyhine faaliyetlerini görerek, Rusya’nın Türkiye üzerinden Ortadoğu politikalarını iyi değerlendirerek dış politikalar üretmeye ihtiyacı vardır. Türkiye karar alıcı mekanizmaların iç ve dış politikalarda kuvvetli kadrolara ihtiyacı vardır ve çok yönlü planları her an için hazır olmalıdır.

İsmail CİNGÖZ; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.Sc. – BULTÜRK Ankara Temsilcisi. cingozismail01@gmail.com

[1] Özge ÇOPUROĞLU, Tevfik KARPUZCU; “Krizlerin Yön Verdiği Türk-Rus İlişkilerine Uçak Krizine Kadar Analitik Bir Bakış: 2004-2016”, SDÜ, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi Y. 2017, C.22, S.2, s.465-483.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen 2 yorum var.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
TİCARİ HAYAT GAZETESİ
ARŞİV
ÇOK OKUNANLAR
YAZARLAR
Duran AKKAYA
Duran AKKAYA
KİRAZ, FINDIK, İNCİR, KAYISI ÜRETİMİNDE İLK SIRADAYIZ
Bünyamin ALTINTAŞ
Bünyamin ALTINTAŞ
ENFLASYON BEKLENTİLERİ ÜZERİNE
Nesrin ÖZOĞLU
Nesrin ÖZOĞLU
İNSANA CAN OLMAK
Seda TOLMAÇ
Seda TOLMAÇ
DOĞAYA MÜDAHALE EDERKEN YOK OLAN BİZLERİZ
Hatice TOPÇU
Hatice TOPÇU
EKOLOJİK DENGENİN BOZULMASI VE İNSANLIĞIN GELECEĞİ
Esra SARI
Esra SARI
SAĞLIKLI BESLENEMEME SORUNSALI
Oğuzhan SARI
Oğuzhan SARI
GERİ DÖNÜŞTÜR
Arda ÇELİK
Arda ÇELİK
İDEAL ROL MODELLER!
Şira Yıldız ASAN
Şira Yıldız ASAN
SADE YAŞAMAK- 2
Ömer AĞAÇLI
Ömer AĞAÇLI
7 NEFS, 7 AKIL MERTEBELERİ
Burcu ŞEN
Burcu ŞEN
Cilt bakımında yapılan hatalar
Av. Zeynep YETİŞGİN
Av. Zeynep YETİŞGİN
KARŞILIKSIZ ÇIKAN ÇEKTE ALACAKLININ HAKLARI
Mert Can DUMAN
Mert Can DUMAN
ÇİN ARTIK SERT OYNUYOR
R Bülend KIRMACI
R Bülend KIRMACI
ATATÜRK EN BÜYÜK İKTİSATÇIDIR -2
İsmail CİNGÖZ
İsmail CİNGÖZ
YENİ SAVAŞ SİLAHI: MÜLTECİLER
Mustafa YILDIZ
Mustafa YILDIZ
FAİL İLE FİİLİ ARASINDAKİ DENGE
Halil YATAR
Halil YATAR
YAZ SONUNDA GELDİ
Prof.Dr. Esat ARSLAN
Prof.Dr. Esat ARSLAN
KAYIKÇI DEĞİL "MEKTUP KAVGASI"
Gülçin KARLI İPEK
Gülçin KARLI İPEK
İLKLERİN KADINI SABİHA RIFAT GÜRAYMAN
Hicret TÜRKMAN
Hicret TÜRKMAN
KOMŞULUK ÖLMESİN
Hasan AKGÜL
Hasan AKGÜL
YEREL SEÇİMLER İÇİN BİR DEĞERLENDİRME
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
ENDİŞE VERİCİ!
Gamze Nur ERGİL
Gamze Nur ERGİL
BABA’YA İTHAFEN
Dursun ERKILIÇ
Dursun ERKILIÇ
LİBAS
Fatma Sena YAMAN
Fatma Sena YAMAN
SEVİNCİ ŞÜKÜR, ÜZÜNTÜSÜ SABIR
Serkan KUMDAKÇI
Serkan KUMDAKÇI
SEYRE DEVAM
Can Berk KANAT
Can Berk KANAT
DİŞİYİ KİŞİ YAPALIM!
Esra  YAZDIÇ DEMİR
Esra YAZDIÇ DEMİR
ŞALVARIYLA KÜRSÜYE ÇIKIYOR, AKADEMİSYENLERİN YAPAMADIĞINI YAPIYOR
Şahap YILMAZ
Şahap YILMAZ
İŞ PLANI NEDEN ÖNEMLİ?
Ali Asker DEMİRHAN
Ali Asker DEMİRHAN
YENİ TORBA KANUN TASARISININ VERGİ HÜKÜMLERİ
Mehmet GÖKTÜRK
Mehmet GÖKTÜRK
GERÇEĞİ HAKARET SAYMAK!
Abdurrahman SAĞKAYA
Abdurrahman SAĞKAYA
DEVLET HİZMET SATIN ALMALI
Oktay TAŞ
Oktay TAŞ
İŞİMİZ FİYAKA!
Cihangir TÜRKMEN
Cihangir TÜRKMEN
İHTİYAÇLARIM VE REFERANDUM
İsmet ORHAN
İsmet ORHAN
ÜÇ MUAMMADA... İLKLER NELER OLUYOR?
Sedat ERİŞ
Sedat ERİŞ
HALKIN BİLİNÇALTINDAKİ SORULAR-4
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA TİCARİ HAYAT
Ana Sayfa Gündem Ekonomi Şirketler Özel Haber Ankara Röportaj Sağlık
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva