ANA SAYFA GÜNDEM EKONOMİ ŞİRKETLER ÖZEL HABER ANKARA RÖPORTAJ SAĞLIK VİDEOLAR
Kır düğünü işletmelerinde yoğunluk
Kır düğünü işletmelerinde yoğunluk
Kan bağışçılarına özel araçla ulaşım
Kan bağışçılarına özel araçla ulaşım
Sokakları 'sanatıyla' renklendiriyor
Sokakları 'sanatıyla' renklendiriyor
Kuş cenneti yavru flamingolarla şenlendi
Kuş cenneti yavru flamingolarla şenlendi
Dünyada 13 milyon tür yok olma tehlikesiyle karşı karşıya
Dünyada 13 milyon tür yok olma tehlikesiyle karşı karşıya

R.Bülend KIRMACI

EKONOMİNİN SAĞLIĞI
1 Nisan 2020 Çarşamba

Bir salgın Dünya’yı ve ülkemizi sardı. Umalım ki, insan ve doğa açısından en az kayıpla, ekonomi bakımından en az hasarla sıyrılır, arınırız. Bu salgın çevrimine bakınca, “Dünya, bize iyi davranmıyor” diyebiliriz. Ancak bir başka açıdan bakınca, acaba “Biz, insanlar, Dünyamıza iyi davranabildik mi?” diye sormalıyız... Bugün Dünya’da 7 milyar 773 milyon insan yaşıyor. Yeryüzündeki bu insanların 841 milyon 773 bini yatağa “aç” giriyor. Sadece bir günde açlıktan ortalama 22 bin insan hayatını kaybediyor. Dünya’da her yıl 1 milyon 200 bin hektar alan orman alanı olma vasfını yitiriyor. 2 milyon 700 bin hektar alan çölleşiyor. Dikkat lütfen: şu yerkürede, tam tamına 802 milyon 485 kişi, sağlıklı içme suyundan yoksun. Aynı dünyada her yıl ortalama 2 trilyon dolarlık silah harcaması yapılıyor. Öyle şirketler var ki, devletlerden zengin. Öyle devlet yöneticileri var ki, ülkelerinde hasıl olan milli gelirden fazla “servet”leri olduğu söyleniyor. Gelişmekte olan ülkeler ağır bir borçluluk sarmalında. Ortadoğu’da, Afrika’da, etnik, dinsel kışkırtmalarla çatışmalar ve savaşlar var. Savaşlardan kaçan Alyan bebeklerin cesetleri sahillere vurmakta; mülteci botlarına, o “medeni” Avrupa Birliği kollukları ateş açmakta… Dünya’da bir yılda 3 milyon insan bulaşıcı hastalıklardan ölmekte. Uyuşturucu trafiği ise 2019 yılında yaklaşık 91 milyar dolar para hacmi sağlamış durumda. Dünya’da 41 yıl sonra petrol bitecek, 156 yıl sonra doğalgaz tükenecek, 405 yıl sonra kömür yok olacak… İnsanlıkla beraber çöken, Dünya!

Değerler erozyonu

Açıktır ki, biz insanlar, bu Dünya’ya “iyi davranmadık”. O arada insanlık değerlerini taşıyamadık. Sadece doğanın yıkımı, temel ihtiyaç maddelerinin, aşının, ilacın, suyun yokluğu anlamında da değil; kurduğumuz ve yürütmekte olduğumuz ve halen ısrarla sürdürdüğümüz ekonomik düzenler dolayısıyla da, insanlara, toplumlara hakça ve adil davranmadık! Türkiye’mize de bir bakalım… Milli Gelirin paylaşımı açısından en üstteki %20’lik kesimle en alttaki %20’lik kesim arasında neredeyse sekiz kata yakın fark var. Ülkemizde 20 milyona yakın insan yoksulluk ve açlık sınırıyla anılıyor. 25 milyon icra dosyası mevcut. Resmi rakamlara göre; 4 milyon 308 bin işsizimiz var; bu veri açısından OECD ülkeleri arasında en kötü 3. ülkeyiz… Asgari ücret yoksulluk, emekli maaşları açlık sınırıyla test ediliyor. TÜRK-İŞ’in Ocak-2020 araştırmasına göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2,219 TL, buna giyim, eğitim, sağlık giderlerini de ekleyerek tanımlanan yoksulluk sınırı ise 7,229 TL. Yıllık gıda enflasyonu %16. Fakat gelin görün ki, enflasyon hesabına esas “sepetteki mallar” ve dolayısıyla, gerçek hayat pahalılığı oranı ciddi tartışma konusu… Milli Geliri hesaplama yöntemi 2016’da değişti; buna karşılık nerden baksanız halen kişi başına yıllık 10 bin doların altında olan bir ülkeyiz. Öte yandan “biz” de; ağacımıza, ormanımıza, deremize, akar suyumuza, denizlerimize, doğamıza yeterince özenli davranmadık. En güzel ovalarımızın, vadilerimizin, yaylalarımızın yamacında santraller kurmayı marifet saydık. İnsanımıza hakça, doğamıza adil, birbirimize pek de iyi davranmadık…Türkiye’de değerler erozyona uğruyor!

Her şey para değil!

Şimdi geldi bir salgın kendisini ekonomi başta, toplumsal yaşamın her alanına dayattı. Bu salgın dolayısıyla, Atlantik ve Avrupa düzenlerinin, piyasacı, pazarcı, paracı anlayışların ne mal oldukları ortaya çıktı! İnsanı hiçe sayan, toplumsal moral değerleri ayaklarının altında çiğneyen Batının ekonomik düzeni önce kaynak ülkelerde, müellif ülkelerde, sonra da tüm insanlığın vicdanında mahkum edilmeye başlandı. Artık kimse kolay kolay ultra liberal, katıksız (aşsız!) kapitalizmden söz edemeyecek. Burada ve her yerde kamucu, halkçı, insancıl siyasetler daha da yükselişe geçecek, daha adil yaşamların ve hakça bir dünyanın kurulması arayışları, etkin bir dayanışma içinde belirecek. Bu yakın geleceğe hazırlanırken, bir diğer yandan, eksiğimizi gediğimizi ele almak ve gidermek zorundayız. Dünyamız 80 trilyon dolarlık bir toptur! Ekonomi anlamında dünyanın büyüklüğü budur. Bu topun ancak 1 trilyon dolarlık kısmını “çevirebiliyoruz”; Türkiye olarak dünya ekonomisinden almakta olduğumuz payı artırmak zorundayız. Grafiğimiz şudur: 2020 Ocak ayında 14 milyar 759 milyon dolarlık ihracat rakamımız belirdi, buna karşılık 19 milyar 207 milyon dolar ithalat rakamımız tespit edildi… İhracatın ithalatı karşılama oranı %76,8’lerde; oysa, dış ticaret dengesi ve cari açık daim istim üzerinde olmamız gereken konular. Demem o ki, dünya ekonomisinden almakta olduğumuz payı artırmak ve daha çok kazanmak için, teknolojiye dayalı katma değer sağlayan malları üretmek, iç pazarı doyurup, dışa satmak ve bir yandan komşularımızla ticaret kapılarını mümkün olduğu kadar açık tutarak, bir diğer yandan gelişmekte olan Asya ekonomileriyle ilişkileri sıcak tutarak, yakın geleceğe hazırlanmalıyız. Bu prensibi hayata aktarmak, bizim iktisadi işlerimiz, işleyişimiz ve irtibatlarımızda kapsamlı algoritma ve paradigma değişikliklerini de zorunlu kılmakta olup, bunlara yazımın sonunda değineceğim

Paket yetmez, anlayış yenilenmeli

Evet Dünya bu son salgın dolayısıyla ekonomide bir durgunluğun arifesinde. Türkiye’miz de bundan etkilenmekte. Ve de bu “etkilenmeyi” en aza indirgemek için Hükümetimiz, 18 Mart 2020 günü “Ekonomide İstikrar Kalkanı Paketi” açıklayarak, 100 milyar TL’lik bir destek öngörüsünü kamuoyuyla paylaştı. Paket, halen de eksik olmakla birlikte, ilk başta açıklanan içeriğine göre bazı açılardan takviye edildi… Örneğin Paket ilk açıklandığında özellikle çalışma yaşamındaki emek unsuruna dair “istihdamın korunması temennisi” varken, daha sonra, “kısa zamanlı çalışma” ve “telafi edici çalışma” mekanizmalarıyla geliştirildi. Yine ilk açıklandığında pakette tarım hemen hiç yokken, daha sonra ilgili bakanın beyanatlarıyla bu kesime bir takım olanaklar sağlanacağı belirtildi. Ancak tarım gibi gıda güvenliği, beslenme kalitesi ve hatta ekonomik bağımsızlık açısından önemli bir sektör ve kesim için besbelli böylesi tamamlayıcı düzenlemeler değil, ilacı, gübresi, mazotuyla, bankası, kredisi, kooperatifiyle daha kapsamlı bir düzenleme; başlı başına bir paket gerekmektedir. Öte yandan, kısa zamanlı çalışma ücretlerinin hesaplanmasında 600 gün şartı emekçileri zorlamakta ve on iki aylık ücret ortalamasının %60 oranında hesaplanarak bu ödemenin 3 ay süreyle sınırlandırılması çok yeterli bulunmamaktadır. O arada içinde bulunulan koşullarda emek açısından esnek çalışmaya varacak ve bugün çökmekte olan neo-liberal sistem varyantında açıklanacak düzenlemelerden kaçınılması ve bir süreliğine evde çalışma mecburiyetinin “otomasyon” gibi ultra-kapitalist tanzimlere yol açmaması esas olmak gerekir. 

Esnafa sicil affı yok, bankalara ayak sürümesin

Dönüp de ilk açıklanan pakete bakarsak; esnaf için bir sicil affının getirilmesi halen bir ihtiyaç olarak orta yerde durmaktadır. Bir de, paketle işveren ve turizm yatırımcısının kamuya vergi, harç borçları ötelenerek dışarıya karşı verilen “yatırımcımızın, dış satımcımızın arkasındayız” mesajı olumlu olmakla birlikte, bireysel ve işletme kredi ve kredi kartları borçlarının ötelenmesinde –bakanlıkla yapılan centilmenlik anlaşmasına karşın- bankaların ayak sürümemsi için gereği yapılmalıdır. Öte yandan, gönül isterdi ki, vergilendirme açısından dünyada en pahalı elektriğini, benzinini, gazını, suyunu kullanan halkımızın bu yükü bir süre olsun bir şekilde hafifletilsin ve de emeklilere en düşük 1.500 TL maaş vermekle yetinilmeyip, emekliler ve ücretliler için seyyanen bir defaya özgü 1000 TL (bayram ödeneği hariç) gibi bir “turizm teşvik ödeneği” verilsin. Düşünülmelidir ki, iç pazar talebinin ve orta direğin canlı tutulması, bu ödenekler, destekler ve düzenlemeler ile daha olanaklı hale gelebilir.

Vergi değil Tasarruf

Bu noktada şu tespiti yapmak durumundayız. ÖTV geçici konulmuş ancak kalıcılaşmış bir yüktür. Dahası, dolaylı vergi yükü, dolaysız vergi yükümlülüğü oranı/olgusu açısından Türk halkı dünyada en büyük yükün altında olan halklardan biridir. İnsanlarımız zaten çalışkanlığı ve özverisiyle üretiyor, borçla harçla da olsa tüketiyor, bu durumda bile iç pazarın canlılığını ayakta tutuyor. Bu son salgın kriziyle asla ama asla ek vergi getirilmemelidir. Türkiye, tasarruf etmelidir. Bu tasarrufa da kamu öncülük etmelidir. Tasarruf, itibardır. Saygın bir edimdir. Halka da örnek olmaktır. Tasarruf etmek hem olağan ihtiyaçların karşılanmasında borç kamçısından sakınılması hem de olağanüstü ihtiyaçlara karşı (deprem, sel, salgın vb.) el oğluna muhtaç olmadan yaraların sarılmasıdır. Nitekim bu durumu gözden kaçıran ve yaşanılan felaketler karşısında ulusal bütçeleri yeteriz kalan 80’e yakın devletin kendilerinden borç istediğini geçenlerde IMF Başkanı açıklamıştır... IMF Başkanı bu son salgın nedeniyle, 1 trilyon dolarlık bir kaynak ayrıldığını da söylemektedir. IMF borca çağırmaktadır. Borcun ardından özelleştirmeler dayatılmaktadır. Ancak, dünyanın egemenleri, dünyanın gelişmekte olan ülkelerinin -benim de yıllardır önerdiğim gibi- borçlarının dörtte bir, hatta yarısının, silinmesinden hiç söz etmemektedirler. Yine aynı şekilde BM Ekonomik Güvenlik Konseyi’nin gelişmekte olan ülkelerin sorunlarının çözümüne daha etkin katkı için yeniden yapılandırılmasına ilişkin bir gündem de yoktur. İşte bu “çivisi çıkmış dünyada” bir başımıza kalacağımızın resmidir ve sorunlarımızı aşmak için en son güvenilecek olanlar bu uluslararası sistemin egemenleri ve sistemin kendisidir... Çünkü o sistem, bugün iflas etmekte olan ülke yönetim anlayışlarının ve çökmekte olan ultra-kapitalist, dengesiz liberal yaklaşımların toksin zehirlenmesi altındadır. Elbet o sistem(ler) de değişecektir ama o günlere gelen kadar Türkiye, en çok kendine, sonra bölgede komşularına ve gelişen yeni ekonomik dinamiklere güvenmek ve yönelmek durumundadır. Türkiye, kendi para birimiyle ticareti geliştirmeye devam etmeli, süreci borçlanmadan aşmalı, tasarrufa azami özeni göstermeli ve bağımsız devlet olma durumuyla para basma hakkını kullanmalıdır.

Sağlıklı ekonomi!

Sonuç olarak böyle bir kriz eşiği olmasa da sağlıklı bir ekonominin kurulması bir zorunluluktu… Böyle bir ekonomi iki sütun temeline dayanabilir ve ikinci sütunu ise, beş ayak üzerinde oturabilir. Birinci sütun üretim ekonomisidir. Ulusun bütün olanaklarının seferber edilmesiyle, kamunun öncülüğünde ve özel sektörün tamamlayıcılığında, teknolojiyi de kullanarak, küçük, orta işletmelerin yerli ara-mal tedarik imkanlarıyla, orta-büyük üretim tesisleri eliyle, gerçek bir üretim devrimine dayanan yapılar ve yapısallık esas olmalıdır.

İkinci sütun ise ulusal güvenlik ekonomisi veya diğer adıyla milli direnme ekonomisi diye tanımlayacağımız bir sütundur, ki bu sütün, sırasıyla şu beş ayaktan oluşmalıdır: Gıda/beslenme güvenliği, güvenlik görevlilerinin güvenliği, sağlık güvenliği, eğitin güvenliği, enerji güvenliği… Açalım: Gıda ve beslenme güvenliği sağlıklı nesiller yetiştirilmesi demektir.. Kimsenin aç, yoksun olmadığı bir insanca düzen demektir.. Güvenlik unsurlarının güvenliği bugün toprak bütünlüğümüz için sınır-ötesinde ve ülkemiz içinde insanlarımızın huzuru için kahramanca görev yapmakta olan görevlilerin fiziki donanım, sağlık bakım ve özlük hakları bakımından desteklendiği bir anlayışın anlatımıdır..  Sağlık güvenliği, tüm sağlık alanının kamuculaşması, devletin, doğumdan ölüme tüm yurttaşlarına, her kademede parasız ve kaliteli sağlık hizmetlerini garanti etmesi demektir.. Eğitim güvenliği, kamusal eğitim anlayışı gereği eğitim sürecinin tümünün tüm gerekleriyle ücretsiz olması ve dileyen herkese ücretsiz eğitim olanaklarının sunulmasıdır.. Nihayet enerji güvenliği, ucuz, yeni, yenilenebilir, doğa dostu enerjinin milli kaynaklarımızca temini, tedariki, dağıtımını kapsayan, insanımızın, girişimcinin enerjiden uygun koşullarda yararlandırılması ve ülkemizin bu konuda dışa bağımlılığının zamanla en aza indirilmesi, demektir..  Son olarak şunu da unutmamalıyız ki; bu son salgın dünyada ulus-devletlerin önemini ortaya koymuş, karma-ekonominin değerini keşfetmemize davet çıkarmıştır. Ekonomimizi güçlendirecek, toplumsal dayanışmamızı artıracak, dünyada sözümüzü yükseltecek bir Türkiye için aradığımız yol haritasını Atatürk devrimlerinde.. Ulusça ihtiyacımız olan mücadele azim ve kararlılığımızı da büyük uygarlığımızda bulabiliriz

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
TİCARİ HAYAT GAZETESİ
ARŞİV
ÇOK OKUNANLAR
YAZARLAR
Oğuzhan SARI
Oğuzhan SARI
'NORMAL'LEŞİRKEN
Esra SARI
Esra SARI
MUTFAKTAKİ YANGIN KONTROLDEN ÇIKTI
Arda ÇELİK
Arda ÇELİK
BİLGİ TÜKETİMİ
Şira Yıldız ASAN
Şira Yıldız ASAN
SOSYALLEŞMEYE VE DIŞARIDA YEMEYE NE KADAR MERAKLIYMIŞIZ
Duran AKKAYA
Duran AKKAYA
SOSYAL DURUMLAR!
Ömer AĞAÇLI
Ömer AĞAÇLI
İNSANIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN VAROLUŞSAL, TEOLOJİK TEMELLERİ
Büşra ÇİNKAYA
Büşra ÇİNKAYA
ELEKTRONİK İMZA HAKKINDA NE BİLİYORUZ?
Hüseyin ALPASLAN
Hüseyin ALPASLAN
BATILILAŞMANIN TÜRKİYE EKONOMİSİNE TARİHSEL YANSIMALARI
Bünyamin ALTINTAŞ
Bünyamin ALTINTAŞ
KREDİ ÇÖZÜM MÜ?
R.Bülend KIRMACI
R.Bülend KIRMACI
İNSANİ GELİŞMİŞLİK VE TÜRKİYE
Mert Can DUMAN
Mert Can DUMAN
OYUN ŞİMDİ BAŞLIYOR
İsmail CİNGÖZ
İsmail CİNGÖZ
LİBYA VE DOĞU AKDENİZ’DE SON DURUM
Hatice KARATAŞ
Hatice KARATAŞ
YÜZYILLARDIR DEĞİŞMEYEN SORUN
Hatice TOPÇU
Hatice TOPÇU
ZAMANIN İÇİNDEN GEÇERKEN
Seda TOLMAÇ
Seda TOLMAÇ
SÜREKLİ HAKSIZLIĞA UĞRAMAKTAN YORGUN DÜŞMEK
Nesrin Yarım ÖZOĞLU
Nesrin Yarım ÖZOĞLU
AVM’SİZ YAŞAYAMAYANLAR
Prof.Dr. Esat ARSLAN
Prof.Dr. Esat ARSLAN
SURİYE'DEKİ CİHATÇILAR İLE ESAD MİLİSLERİNİN LİBYA'YA KONUŞLANDIRILMASI
Mustafa YILDIZ
Mustafa YILDIZ
SAVUNULANI TEMSİL ÇOK ÖNEMLİ
Ceyhun Özgür
Ceyhun Özgür
ÇALIŞAN EMEKLİNİN MAAŞINDA KESİNTİ OLUR MU?
Ayşe Aybike Yılmaz
Ayşe Aybike Yılmaz
VEJETARYEN BESLENMESİ
Burcu ŞEN
Burcu ŞEN
NE KUTLADIĞIMIZI BİLİYOR MUYUZ?
Av. Zeynep YETİŞGİN
Av. Zeynep YETİŞGİN
HATIR İÇİN YOLCU ALIMINDA ARAÇ İŞLETENİN SORUMLULUĞU
Gülçin KARLI İPEK
Gülçin KARLI İPEK
İLKLERİN KADINI SABİHA RIFAT GÜRAYMAN
Hicret TÜRKMAN
Hicret TÜRKMAN
KOMŞULUK ÖLMESİN
Hasan AKGÜL
Hasan AKGÜL
YEREL SEÇİMLER İÇİN BİR DEĞERLENDİRME
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
ENDİŞE VERİCİ!
Gamze Nur ERGİL
Gamze Nur ERGİL
BABA’YA İTHAFEN
Dursun ERKILIÇ
Dursun ERKILIÇ
LİBAS
Fatma Sena YAMAN
Fatma Sena YAMAN
SEVİNCİ ŞÜKÜR, ÜZÜNTÜSÜ SABIR
Serkan KUMDAKÇI
Serkan KUMDAKÇI
SEYRE DEVAM
Can Berk KANAT
Can Berk KANAT
DİŞİYİ KİŞİ YAPALIM!
Esra  YAZDIÇ DEMİR
Esra YAZDIÇ DEMİR
ŞALVARIYLA KÜRSÜYE ÇIKIYOR, AKADEMİSYENLERİN YAPAMADIĞINI YAPIYOR
Şahap YILMAZ
Şahap YILMAZ
İŞ PLANI NEDEN ÖNEMLİ?
Ali Asker DEMİRHAN
Ali Asker DEMİRHAN
YENİ TORBA KANUN TASARISININ VERGİ HÜKÜMLERİ
Mehmet GÖKTÜRK
Mehmet GÖKTÜRK
GERÇEĞİ HAKARET SAYMAK!
Abdurrahman SAĞKAYA
Abdurrahman SAĞKAYA
DEVLET HİZMET SATIN ALMALI
Oktay TAŞ
Oktay TAŞ
İŞİMİZ FİYAKA!
Cihangir TÜRKMEN
Cihangir TÜRKMEN
İHTİYAÇLARIM VE REFERANDUM
İsmet ORHAN
İsmet ORHAN
ÜÇ MUAMMADA... İLKLER NELER OLUYOR?
Sedat ERİŞ
Sedat ERİŞ
HALKIN BİLİNÇALTINDAKİ SORULAR-4
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA TİCARİ HAYAT
Ana Sayfa Gündem Ekonomi Şirketler Özel Haber Ankara Röportaj Sağlık
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva