ANA SAYFA GÜNDEM EKONOMİ ŞİRKETLER ÖZEL HABER ANKARA RÖPORTAJ SAĞLIK VİDEOLAR








Ankapark ihalesi sonuçlandı
Ankapark ihalesi sonuçlandı
Türkiye Rallisi Marmaris'te 'bayram' yaşattı
Türkiye Rallisi Marmaris'te 'bayram' yaşattı
Ulus Meydanı Projesi gelecek yıl tamamlanacak
Ulus Meydanı Projesi gelecek yıl tamamlanacak
TEKNOFEST İstanbul kapılarını açıyor
TEKNOFEST İstanbul kapılarını açıyor
Bedelli askerlikte 'adli tatil' talebi
Bedelli askerlikte 'adli tatil' talebi
HABERLER>RÖPORTAJ
11 Temmuz 2018 Çarşamba - 07:48

İlişkiler beklentiler üzerinedir

“İşim İletişim” kitabının yazarı Cüneyt Gündoğdu ile kitabı ve kendisi hakkında konuştuk.

İlişkiler beklentiler üzerinedir

CEREN TUĞÇE ÖZDEMİR


“Öz geçmişti değil mi başlık? Özümden neden geçeyim ki, şu satırlardan anlattığım özümü yaşamak varken? Özümü, bulmak varken… Özüme, gelmek varken.. Anlamı, özde; özü sevide aramak varken” diyor Cüneyt Gündoğdu ve kendisine yönelttiğimiz soruları cevaplıyor.


Kitap yazma fikri nasıl ortaya çıktı? 
Yayıncı olmak beraberinde çevreyi sürekli gözlemlemeyi getiriyor. Ben de bu gözlemlerim esnasında toplumda karşılıklı ilişkilerde dengenin kaybolduğunu fark ettim. Ve bu konudaki hislerimi, düşüncelerimi bir kenara yazıp biriktirmeye başladım. Yalnız bunları yazarken amacım bir kitap çıkarmak değildi. Aslında şiir yazan birisiyim ve ilk isteğim de bir şiir kitabı çıkarmaktı. Fakat kenara koyduğum yazılara bir baktım ki bir sürü başlık birikmiş, bir sürü içinden çıkılmaz durum tespit etmişim. O an bunları yayınlamak fikri doğdu ve böylece “ İşim iletişim” kitabı ortaya çıktı. Okuyuculara biraz olsun kaybettiğimiz o dengeyi ve istersek de o dengeyi yeniden kurabileceğimizi hatırlatmak istedim. Şu an okuyanlardan da güzel tepkiler alıyorum, ben iyi niyetlerimle yazdım, onların da bunu hissedip tebessümle bitirmeleri ne güzel. 


“Mesleki gözlemleriniz, edebi özellikleriniz ile birleşti” diyebilir miyiz? 
Kesinlikle öyle. Okuyuculardan aldığım tepki genelde bu kitabın akıcılığı ve anlaşılırlığına dair yorumlar. Yer yer çok komik olduğunu da söylüyorlar. Kitabın böyle olması benim edebiyatçı yanımla eş güdümlü.  


Türkiye’nin ilk dizi çocuk yıldızısınız, bu serüveni biraz anlatabilir misiniz? 
Ahmet’in Günlüğü 1984-1985 yıllarında oynayan bir diziydi. Selçuk Yöntem babamı, Nurcan Sürer annemi oynardı. Dizinin anlatıcısı Ferdi Merter, rahmetli Profesör Psikiyatrist Atalay Yörükoğlu programın danışmanı, yapımcısı ve yönetmeni ise Metin Devrim idi. Rahmetli Atalay, programın sonunda çıkıp çocuklardan görüş alarak olayı değerlendirirdi. Ahmet’in Günlüğü, Türk çocuklarının daha formel, ama bunların içerisinde de saygı, sevgi, hoşgörü, empati barındırması planlanlanan bir projeydi. Ekşi Sözlük’te hakkımda yazılan bir yazıda “Eğer ki bir kuşak efendi, söz dinleyen, saygılı yetiştiyse sebebi bu çocuktur” demiş. Ahmet öyle bir çocuktu, televizyonun kitleler üzerindeki etkisi yadsınamaz. Bugün nasıl sokakta afili yürüyen gençler var. Yazın 40 derece sıcağında koyu renk takım elbiseler giyen gençler var. Gençlerin kendilerini böyle gösterme çabaları şu an sosyal medya ve televizyonlarda yaratılan komposizyonların etkisidir. Biz o dönemde iyi örnekleri sergilemiştik.  


Ahmet’in Günlüğü’nün size kattıkları neler peki? 
Ahmet’ten çok uzak bir karakter yapım yok, bu nedenle karakteri ortaya çıkarırken çok zorlanmadım. Ama farklı sorumlulukları oldu tabii ki. TRT o zamanların tek kanalı ve ilk renkli yapımında başrol oynuyorsunuz. Ben bu konuda “siz ünlüydünüz” dediklerinde tek kanaldı, mecburen ünlüydük (gülüyor) diyorum. Sizi herkes tanıyor o tarih için sokakta. Dolayısı ile gönlünüzden geçen her şeyi yapma hakkına sahip olmuyordunuz. 13 yaşında bir çocuksunuz, yolda durduruyorlardı, imzalar veriyordum. O zamanlar selfie yok, fotoğraf çekmek bu kadar kolay değildi. Hep mektup gelirdi, evimin adresini bulurlardı, bulamayanlar TRT’ ye yollarlardı. Hatta onları saklıyorum. Yalnız size şöyle güzel bir olay anlatabilirim. Bir arkadaşımın aile büyüğüne bir bakıcı bakıyor. Bu bakıcının oğlunun ismi de Cüneyt. Arkadaşım şaşırıyor tabi Cüneyt ismi çok sık kullanılan bir isim olmadığı için enteresan geliyor ve nereden aklına geldiğini soruyor. Bakıcı hanım da arkadaşıma diyor ki “Bilir misiniz yıllar önce bir dizi vardı, Ahmet’in Günlüğü diye. Orada Ahmet’i oynayan çocuğun gerçek ismi Cüneyt’ti. Ben de oğlumun ismini Cüneyt koydum ki o da onun gibi akıllı, söz dinleyen bir çocuk olsun.”  Ve bunu anlatırken kendisi arkadaşımın benimle olan dostluğunu bilmeden anlatıyor. Benim için çok kıymetli bir anı. Oynadığınız karakterle, bir insanın hayatına bir şekilde dokunmuş oluyorsunuz. Bunun kıymeti tartışılmaz. 


TRT ile yollarınız nasıl kesişti? 
1982 yılında TRT Ankara Radyosunun açmış olduğu ve binlerce çocuğun müracaatta bulunduğu bir sınavda başarı gösteren 69 kişiden biriyim. O günün şartlarında biz çok ağır sınavlardan geçtik. Türkiye ve dünya çapında hocalarımız vardı. Ejder Akışık, Rüştü Asyalı, rahmetli Ergin Orbey vardı. Böylesine değerli bir jürinin gerçekleştirdiği bir sınavdı. İşlerine âşık ve sadık olan bu kişilerden eğitim almak, bunlara bağlı olarak çok büyük bir iş disiplini eğitimi de aldık. Yıllardır bu işin içindeyim, her zaman şunu söylerim. “Eğer bir iş disiplinim ve aşkım var ise ben bunu öncelikle TRT Ankara Radyosu Çocuk Saati Kulübü’ne borçluyum.” 


Ahmet’in Günlüğü’nden sonra neden oyunculuk değil de yayıncılık?  
Doğrusunu isterseniz kendimi hep yayıncı olmak için doğmuşum gibi hissediyorum. Bunun içinde kader ağlarını sinsi değil, apaçık örmüş bence (gülüyor). 3-4 yaşlarımda bir fotoğrafım, elimde bir pilli radyo, yüzümde içten bir tebessüm. O fotoğraf aslında her şeyi anlatıyor. Ben üniversite eğitimimi Türkoloji üzerine aldım. Üniversitenin son senesinde herkes pedagojik formasyon alıp öğretmen olmak isterken koca sınıfta bir tek ben almıyor, spiker olmak istiyordum. Benden herkes Ahmet’in Günlüğü’nden sonra oyunculuk bekliyordu. Lisede oynadığım tiyatrolar ve diziler oldu fakat ben orada noktayı koydum bu serüvene. Çünkü içimde her zaman spikerlik vardı. Ankara Radyosu’nda çocukken aldığım eğitim de zaten bu isteği perçinlemişti. Birçok seslendirme yaptım. Belki yeni kuşak bilmez ama bizim kuşak kesin bilir, “Güneşin Oğlu Esteban” diye bir çizgi film vardı, orada Esteban’ı seslendirmiştim. Devlet Tiyatrolarında Baykal Saran gibi çok önemli sanatçılar ile aynı sahneyi paylaştım. Yüksek lisansta tezimi diksiyonda çoklu söyleyişler üzerine yaptım, daha sonra TRT’de sayısız program sundum, sonra haber okudum. Şimdi de yönetici olarak çalışıyorum. TRT Belgesel ve Drama Programlar Müdürüyüm. 


Kitaba gelecek olursak, orada,  “ilişkiler beklentiler üzerinedir” cümleniz var… Bunu biraz açar mısınız? 
Toplumca karşımızdaki ile çok iletişim kuramıyor hale geldik. Bunun nedeni kendimizi tanımıyor oluşumuz. Öncelikle kendimizi tanımalıyız. Öyle ki biz kendi kötü yönlerimizle yüzleşmeden, kendimizi mükemmel bir konuma getirmek istiyor ve insanlara da o imaj üzerinden kendimizi ifade etmek istiyoruz. Bu yüzden kitabın ilk bölümünün ismi “Ben Kimim, Sen Kimsin?”. Önce kendimizle iletişim kuracağız. Benim kitapta yer verdiğim diğer bir başlık ise “Sen Bir Yalancısın İmaj”. Ben imajın gerçekçiliğine inanmıyorum, önemli olan kendin olmaktır. Eğer kendi mevcut halinden memnun değilsen, olmaya çalıştığın imaj ol. Ama imaj yaratma, o imajı ol. Kendinden mutlu olmayan insan karşısındakiyle sağlıklı iletişim kuramaz. Çok uzağa gitmeye gerek yok, trafiğe bakın. Kırmızı ışık yanarken sabırsızlananlar, daha sarı ışıkta kornaya basanlar, kurallara uymayanlar.  İletişim kazaları işte buralarda yaşanıyor. Biz iletişime çok teknik bakıyoruz. İletişim bana göre bir ruh işidir. Siz kendinizi sakin, görgülü, olgun, evrensel kuralları özümsemiş benimsemiş bir seviyeye ulaştıramazsanız, çevrenizdeki insanları kendinize benzetmek durumunda kalırsınız. 


Kendimizle nasıl iletişim kuracağız? 
Delphi Tapınağı’nın girişinde,”Kendini Bil, Kendini Tanı” yazar. Ben birçok kurumda ve üniversitelerde iletişim seminerleri veriyorum, diksiyon eğitiminin yanı sıra. Orada uyguladığım bir metot var; Herkese derim ki bir beyaz kâğıt koyun önünüze, yukarıdan aşağıya bir çizgi ile ikiye bölün; sol tarafa nasıl biri olduğunuzu yazın, buna iyi yönlerde dâhil, kötü yönlerde dâhil. Sağ tarafa da nasıl biri olmak istediğinizi yazın ve bunu puanlayın. Sizin kendinizde gördüğünüz yönler kaç puandır. Her biri bir satırda bir değer olabilir, fakat her değer eşit puana sahip olmaz. Senin iyi ya da kötü olarak ayırdığın değerler puan olarak kaç? Yüz üzerinden değerlendirdiğiniz kâğıtta geriye ne kaldıysa siz o’sunuz.  


İletişim kurarken neleri doğru, neleri yanlış yapıyoruz? 
Toplumun kolektif bilinçaltında bir güvensizlik, bir sevgisizlik var. Kendi içimizde bu güveni ve sevgiyi tesis etmediğimiz için karşıdakine hep şüpheyle bakar hala geldik. Dolayısı ile siz ne kadar iyi bir şey söylüyorsanız söylüyor olun, yanlış anlaşılmalar oluyor. Bir gün hiç unutmuyorum, evimin yakınlarında park etmenin yasak olduğu bir yerde içinde üç dört gencinde olduğu bir aracın park ettiğini gördüm, ceza gelmesin, araçlarına bir şey olmasın diye de sakin bir şekilde ikaz ettim. O gençlerin bana aldırış etmeyen alaycı bakışlarını hiç unutmuyorum.   Öncelikle burayı çözmemiz lazım. Kendi bilinçaltımızı temizlemedikçe insanların birbirine bakış açısı değişmeyecektir. Tabii bunun yanı sıra kitap okumak lazım, çok okumak. Okumak ön yargıları yıkmanıza yardımcı olur. Farklı görüşlerin evrensel noktada ortak bir dil oluşturur, okumak. Bu kadar güvensizlik ortamında çok kaynak var, medya ne yazık ki bunlardan biri. Televizyon yayınlarında buna dikkat edilmediğini üzülerek görüyorum. Kendimizi işte bu noktada edebiyatla koruyabiliriz.


İletişimde enerjimizi nasıl doğru kullanabiliriz? 
Herkesin halk müziği sanatçısı olarak kabul ettiği fakat benim onun da ötesinde bir filozof olarak gördüğüm rahmetli Neşet Ertaş’ın türküsünde geçer ya, “Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez”, siz bir konuda samimiyseniz zaten o enerji görülmeyen o yolla karşıya geçer. Kendi enerjinizi üretmek demek zaten berrak bir bilinçaltına sahip olmak demektir. Siz orada kötülük tutmazsanız, kötü davranamazsınız. Çünkü o kayıt yoktur sizde. Tuzlu sudan şekerli su çıkar mı? Hayata bakış açımız ne ise dilimizden çıkanda odur. 


İş görüşmelerinde iletişim nasıl gerçekleşmeli? 
Birbirimizin hata yapabilme olasılığını ön görmemiz gerekir. Biz ne yazık ki kendimizi hata yapmıyor sanıp, karşıdaki minik bir hata yaptığında hemen bunu büyütebiliyoruz. Ben hatanın son derece yapılabilir, hatta bunu alışkanlık hale getirmediğiniz zaman da faydalı olduğunu düşünüyorum. Hata yapmaktan değil aynı hatada ısrarcı olmaktan korkmak lazım. Yeryüzünde milyarlarca insan var, bu milyarlarca doğru ve yanlış demektir. Belki bu bağlamda şöyle bir çözüm bulmak gerekir, karşımızda duran insanı yanımızda mı konumlandırsak. Büyük firmalara verdiğimiz eğitimde şunu anlatırım. Sizin en güvendiğiniz isim hemen sağınızdaki kişidir. Tam karşınızdaki kişi ise rakip firmadır. Aynı yoldan gidelim. Bir başka önemli konu ise dinlemek. Herkes birbirinin ağzından çıkan cümleyi tamamlamaya çok hevesli. Bazen bir dur bakalım. Ben belki çok başka bir şey diyeceğim, sonunu dinle. Birbirini iyi dinleyen kişiler aynı zamanda iyi de konuşmacıdırlar.


Gençler arası iletişime gelirsek, sosyal medya herkesin iletişim şeklini biraz etkiledi… 
Sosyal medya kişiyi asosyal yapıyor bence, aynı masa çevresinde kişiler telefonlarla uğraşırken, ya da özel bir kutlamayı sosyal medya aracılığı ile kutlamak bir sosyalleşme midir? Değil, kolaycılık. Zaman çok hızlı akıyor bunun da farkındayım. Rahmetli annem yemek yaparken koktu deyip komşularına dağıtırdı. Bu bir kültürdü. Kişiler arası iletişimin teknikten ziyade arınmış bir ruh ve yüksek bir ahlak ile sağlanabileceğine inanıyorum.

Etiketler:
 
Burkinalı gençlerden kripto para
 
Çankaya’da Avrupa modeli temizlik büyüyor
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Tatilde beslenme önerileri
Ticari Hayat Gazetesi olarak genç diyetisyen Merve Şafak ile keyifli ve ...
Kanser tedavisi inovasyona her an ihtiyaç duyar
Kanser tedavisi ya da diğer tedavi sistemlerinin her an inovasyona ihtiyaç ...
Çocuklar için yaz kampları
Çocuklara farklı konseptlerle kamplar organize eden ve çocukların kendilerine ...
 
Ankara’daki Bileciklilerin Birleşme Noktası
Bilecik İli ve İlçeleri Sosyal Yardımlaşma, Kültür ve Dayanışma Derneği ...
Beslenme kişiye özgüdür
Ticari Hayat Gazetesi olarak genç diyetisyen Merve Şafak ile bir araya ...
Yazılım Uzmanı Yurtseven: Hepinize bol Kod’lu günler
Yazılımcının, dünyanın gelişmişlik seviyesini ileriye taşıyan kişi olduğunu ...
 
Arşiv Saklama İçin Yasal Girişimler Başladı
Ankara Fotoğrafçılar Odası (ANFO) Başkanı Feyzi Gündoğdu ile arşiv saklama hakkında konuştuk.
Teknoloji üretimine taze kan
Teknopark Ankara Genel Müdürü Oğuz Ünal ile Teknopark Ankara ve Teknopark ...
ANKARA’NIN PATRONLARI EBRU PÜTÜN
Bu hafta köşemizde T. Vakıflar Bankası T.A.O. Şube Müdürü Ebru Pütün’ü ...
 
TİCARİ HAYAT GAZETESİ
ARŞİV
ÇOK OKUNANLAR
YAZARLAR
Burcu ŞEN
Burcu ŞEN
YENİ AKIMLAR
Bünyamin ALTINTAŞ
Bünyamin ALTINTAŞ
ŞİRKETLER BATMASIN
R Bülend KIRMACI
R Bülend KIRMACI
YENİDEN MERHABA!
İsmail CİNGÖZ
İsmail CİNGÖZ
MİSAFİRLİKTEN VATANDAŞLIĞA SURİYELİLER
Mert Can DUMAN
Mert Can DUMAN
GELİRİN YAKLAŞIK YARISI KİRA VE GIDAYA
Duran AKKAYA
Duran AKKAYA
TRAFİK KÜLTÜRÜ
Seda TOLMAÇ
Seda TOLMAÇ
ÖNCELİK KİRLETMEMEKTE
Halil YATAR
Halil YATAR
HER ŞEYE ZAM
Şira Yıldız ASAN
Şira Yıldız ASAN
SAYGIYI UNUTAN BİR TOPLUM OLDUK
Esra SARI
Esra SARI
EKONOMİK PROBLEMLER HAYATIMIZI STRESE SOKUYOR
Gülçin KARLI
Gülçin KARLI
TEYZE ANNE YARISIDIR
Ömer AĞAÇLI
Ömer AĞAÇLI
AŞKIN BİLİNÇ, İÇKİN BİLİNÇ
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
ENDİŞE VERİCİ!
Hicret TÜRKMAN
Hicret TÜRKMAN
BUĞDAYIN İYİ YETİŞMESİNE ENGEL, ZARARLI OTLAR DEĞİL, ÇİFTÇİNİN İHMALİDİR
Gamze Nur ERGİL
Gamze Nur ERGİL
BABA’YA İTHAFEN
Dursun ERKILIÇ
Dursun ERKILIÇ
LİBAS
Fatma Sena YAMAN
Fatma Sena YAMAN
SEVİNCİ ŞÜKÜR, ÜZÜNTÜSÜ SABIR
Serkan KUMDAKÇI
Serkan KUMDAKÇI
SEYRE DEVAM
Prof.Dr. Esat ARSLAN
Prof.Dr. Esat ARSLAN
YENİDEN "MİSAK-I İKTİSAT"
Can Berk KANAT
Can Berk KANAT
DİŞİYİ KİŞİ YAPALIM!
Esra  YAZDIÇ DEMİR
Esra YAZDIÇ DEMİR
ŞALVARIYLA KÜRSÜYE ÇIKIYOR, AKADEMİSYENLERİN YAPAMADIĞINI YAPIYOR
Şahap YILMAZ
Şahap YILMAZ
İŞ PLANI NEDEN ÖNEMLİ?
Ali Asker DEMİRHAN
Ali Asker DEMİRHAN
YENİ TORBA KANUN TASARISININ VERGİ HÜKÜMLERİ
Hasan AKGÜL
Hasan AKGÜL
HER TÜRK ASKER DOĞAR
Nesrin ÖZOĞLU
Nesrin ÖZOĞLU
NE OLACAK BU TURİSTLERİN HALİ!
Mehmet GÖKTÜRK
Mehmet GÖKTÜRK
GERÇEĞİ HAKARET SAYMAK!
Abdurrahman SAĞKAYA
Abdurrahman SAĞKAYA
DEVLET HİZMET SATIN ALMALI
Oktay TAŞ
Oktay TAŞ
İŞİMİZ FİYAKA!
Cihangir TÜRKMEN
Cihangir TÜRKMEN
İHTİYAÇLARIM VE REFERANDUM
İsmet ORHAN
İsmet ORHAN
ÜÇ MUAMMADA... İLKLER NELER OLUYOR?
Sedat ERİŞ
Sedat ERİŞ
HALKIN BİLİNÇALTINDAKİ SORULAR-4
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA TİCARİ HAYAT
Ana Sayfa Gündem Ekonomi Şirketler Özel Haber Ankara Röportaj Sağlık
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva