ANA SAYFA GÜNDEM EKONOMİ ŞİRKETLER ÖZEL HABER ANKARA RÖPORTAJ SAĞLIK VİDEOLAR
Şırnak'tan kötü haber: 3 şehidimiz var
Şırnak'tan kötü haber: 3 şehidimiz var
2 ilde 7 terörist etkisiz hale getirildi
2 ilde 7 terörist etkisiz hale getirildi
ABD Büyükelçiliği'den sosyal medyadaki iddiaları yalanlama
ABD Büyükelçiliği'den sosyal medyadaki iddiaları yalanlama
Danimarka ile ABD arasında Grönland gerilimi
Danimarka ile ABD arasında Grönland gerilimi
4 milyon liralık 'drone'lu hırsızlık
4 milyon liralık 'drone'lu hırsızlık
HABERLER>RÖPORTAJ
13 Mart 2019 Çarşamba - 07:25

Çocuklar yaparak öğrenmeli

Eğitimde önemli olan çocukların ve gençlerin deneyimleyerek öğrenmelerine katkı sağlamak diyen Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Uzmanı Dilber Yüce ile kurucusu olduğu Atael Kolejinin eğitimde belirlediği misyonu konuştuk.

Çocuklar yaparak öğrenmeli

SEDA TOLMAÇ
 

2003 yılında Yenimahalle Neşeli Adımlar Kreşi ve Anaokulu ile temelleri atılan Atael Koleji, 2012 yılında bünyesine kattığı ilkokul ve sonrasında ortaokul, Anadolu ve Fen Lisesi ile birlikte 15 yıldır eğitim hayatının içindeki varlığını sürdürüyor. Okulun kurucusu Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Uzmanı Dilber Yüce, çocukların ve gençlerin üretken, sorgulayıcı, duyarlı, bilimden yana ve paylaşımcı olmaları amacıyla eğitime başladıklarını söylüyor. Eğitimdeki en temel noktanın çocukların deneyimleyerek öğrenmeleri ve öğrendiklerini hayatın içinde nerede kullanabileceklerini bilmeleri olduğundan söz eden Yüce, kendisini bir eğitim kurumu kurmaya iten misyonu gazetemiz okurları için anlattı. 

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi ve Eğitimi mezunuyum. Aynı bölümde yüksek lisansımı tamamladım. 1996 yılından beri aktif olarak okul öncesi alanda görev yapıyorum. 2003 yılına kadar, çeşitli anaokullarında sorumlu müdür olarak görev yaptım. 2003 yılında da artık kendi kurumumu açmam gerektiğini düşünerek, eşimin desteğiyle böyle bir sürece girdik. 

2003 yılında kreş ve anaokulu ile eğitim vermeye başladınız. Yıllar içinde de ilkokul, ortaokul ve lise eğitimleriniz başladı. Kreşten ve anaokulundan başlayan süreç, nasıl oldu da liseye kadar devam etti?
Bu aslında bizlerin eğitime verdiği önem ve kalite ile birlikte, ailelerin de bizlere güvenmesi ve teşvik etmesi ile oldu. Öncelikle Yenimahalle’de Neşeli Adımlar Kreşini ve Anaokulunu kurduk. 2012 yılına kadar da okul öncesi alanda birçok çocuğa ve aileye destek olduk. Sonra ailelerin “bir ilkokulunuz olsa” demesi ve bu yöndeki beklentilerini dile getirmeleriyle 2012 yılında Atael Kolejini kurduk. Dolayısıyla Atael Kolejiyle birlikte, kreşte ve anaokulunda eğitim alan çocuklarımızı ilkokul sürecine dahil etmeye başladık. İlkokulumuzda bu sene 8’inci eğitim yılımıza gireceğiz. Tabii, anaokuluyla başladığımız sürece ilkokulu ekledikten sonra ortaokul, ardından Anadolu ve Fen Lisesi devreye girdi. Şu an itibariyle tüm bu alanlarda eğitimlerimiz devam ediyor. Tüm bunlar, bizim eğitimin kalitesine verdiğimiz önem, ailelerin bizlere güvenmesi ve onların teşviki ile meydana geldi diyebilirim. 

Peki, eğitimde belirlediğiniz misyon nedir? Nasıl bir vizyonla ve misyonla bir eğitim kurumu kurdunuz?
Benim mesleğim zaten çocuk gelişimi ve eğitimi. Ben hayatta iş yapan insanlara baktığımda iki tür insan olduğunu düşünüyorum; bir tanesi para kazanmak için o işi yapar, diğeri de iyi anılmak için o işi yapar. Ben iyi anılmak ve geleceğimiz olan çocukların geleceğinde güzel izler bırakmak için bu işi yapıyorum. 
Bu dünyaya geldiysek, herkesin bu dünyada bir misyonu var bence. Benim misyonum da; bu dünyaya iyi yetişmiş bireyler bırakabilmek. Yola bu şekilde çıktım. Günümüzde birçok konudaki yetersizliklerin tamamen erken çocukluk döneminin nitelikli olup olmamasıyla alakalı olduğunu düşünüyorum. Biz, erken çocukluk döneminde çocukları, ne kadar içinde bulunduğumuz 21. yüzyılın sahip olduğu sorgulayıcı, yaratıcı temellere dayanarak yetiştirirsek, ileriki yıllarda hem çocuklara hem de ülkeye ciddi katkılar sağlarız.
Bu işi yaparken hiçbir zaman işe ticari olarak bakmadım. Çocuğa dokunabilmek ve çocukları hayata en iyi şekilde hazırlayabilmek amacıyla bakıyorum işe. Tabii, sadece çocukları hazırlamak yeterli değil. Bugün hayatımıza giren teknoloji ve internet nedeniyle ulaşılan bilgiler çok kirli. Ailelerimiz de teknolojinin getirdiği kolaylıkla her türlü bilgiyi çocuklarına sunmak ister. Her ailenin amacı, çocuklarını iyi şartlarda yetiştirmektir. 
Ama bunu yaparken de hangi bilginin doğru olup olmadığını bilemiyorlar. Bu noktada benim hedefim sadece çocuklara katkı sağlamak değil, aileleri de doğru yönlendirebilmek. 

Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Uzmanısınız. Bu alanın önemi ve bilinirliği aslında son zamanlarda artmaya başladı. Önceki yıllara baktığımızda bu alanın önemi bugünkü kadar bilinmiyordu aslında. Peki, sizi bu alanda uzmanlaşmaya yönlendiren ne oldu?
Doğru. Ben 43 yaşındayım. Üniversiteye başladığım dönemde Türkiye koşullarındaki sınav sisteminde bu bölüme tesadüfen girdim aslında. Sınavdan sonra tercih yaparken Çocuk Sağlığı ve Eğitimi bölümünün olduğunu gördüm ve tercih ettim. O dönem sadece Hacettepe Üniversitesinde bu bölüm vardı. Şimdi bu bölümün önemi arttı ve çeşitli okullarda bu alanda eğitimler veriliyor. Ben bu bölüme tesadüfen girmiş ve sonrasında bu konuda uzmanlaşmış biri olarak, iş hayatıma girdiğimde bu işi çok sevdim. İş hayatımda yıllar sonra bir velimizin “Bir mesleğe bu kadar yakışan birini ilk defa görüyorum” demesi beni daha da mutlu etti. Bunun işimi gerçekten severek ve isteyerek yapmamdan kaynaklandığını düşünüyorum. 

Kreş ve anaokulu kavramlarının hayatımıza girmesiyle, bu iki kavramın kimi zaman karıştırılabildiğini görüyoruz. Siz bir eğitimci olarak, kreş ve anaokulu eğitimdeki temel farklardan bahsedebilir misiniz?
0-3 yaş arası çocuklara hizmet veren yerler kreş olarak kabul edilir. Ülkemizde de 0-3 yaş grubuna hizmet veren kurumlar ‘kreş’ ve ‘gündüz bakımevi’ şeklinde isimlendirilir. Kurumlar, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlıdır. 3-6 yaş arası çocuklar da anaokulunda eğitim alır. Anaokulları Milli Eğitim Bakanlığına bağlıdır. 6 yaştan kasıt, aslında 5 yaşını doldurmuş çocuklardır. Anaokulunun son, ilkokulun bir önceki yılı da anasınıfı olarak değerlendirilir. Kreş ve anaokulu arasındaki en önemli fark budur.
0-3 yaş grubuna verilecek eğitimde, daha çok bakım ve güvenlik ağırlıklı bir süreç yoğunluk kazanıyor. 3-6 yaş arasında da eğitimsel süreçlere daha çok giriliyor. Beceri kazanma ağırlıklı. Ama ben 0-3 yaş grubuna da oldukça değerli olarak bakıyorum. Siz çocukların zihinlerinde ne kadar nöro-sinaptik bağlantıları kurabilirseniz, 3 yaşından sonraki dönemlerde gelişimlerine çok ciddi katkı sağlamış olursunuz. O yüzden biz 0-3 yaşı sadece güvenli bir ortam sağlama, beslenme, bakım olarak görmüyoruz. Bu yaş grubunda aylar arası bile çok önem kazanıyor. Bu yaş grubunda çocuklarımızın temellerini atmaya yönelik uygulamalara ağırlık veriyoruz. Siz ne kadar çocuklara uyaran sunar, onların denemelerine fırsat verirseniz, her alanda hızlı bir gelişim kaydediyorsunuz. Gelişim de aslında birbirinin içine geçmiş halkalar şeklindedir. Dolayısıyla eş güdümlü bir eğitim sağlamanız gerekiyor. Yani, örneğin; motor becerilerdeki gelişim süreci zihinsel becerileri de etkiliyor. Bu nedenle 0-3 yaş dönemi çok çok önemli. Hatta literatürde okul öncesine başlama yaşı 3 yaş olarak kabul edilir. Ama ben günümüzde bunun değiştiğini gözlemliyorum. Birçok aile kreşe ve anaokuluna ikinci tercih olarak bakıyor veya sadece çalışmak zorunda olduğunda, çocuğuna bakacak kimsesi olmadığında kreşi ve anaokulunu tercih ediyor. Aileler, çocuklarına evde bakmanın daha güvenli olduğunu düşünüyor. Ama ben günümüzde evin daha tehlikeli olduğunu düşünüyorum. 

Çocukların gelişimi konusunda neden evin daha tehlikeli olduğunu düşünüyorsunuz?
Günümüzde çocukların dışarı ile teması maalesef çok azalıyor. Okul öncesi dönemi boyunca ev ortamında olan çocuklar evin içinde sınırlı kalıyor. Halbuki, bu çocukların deneyimlemeye ihtiyacı var. Deneyimleyerek öğrenebiliyoruz. Çocukların, ev ortamında sınırlı kaldığı sürede deneyimleme fırsatı olmuyor. Çocuklar ev ortamında sınırlı kaldıkça da televizyon ve tablet gibi gelişimlerini olumsuz etkileyen teknolojik aletlerle karşı karşıya kalıyorlar. 
Aileler, bazen çocuklarını ev ortamında geliştirmek istediğinde bu süreci bakıcıyla yönetmek istiyorlar. Halbuki bir bakıcının çocukla 10 saat nitelikli zaman geçirmesini istemek de zordur. Çünkü neticede o da bir insan. Anne-babalar bile eve geldiklerinde dinlenebilmek adına, çocuğuna hemen tableti veriyor ki, çocuk onla oyalanırken kendisi de dinlenebilsin. 
Günümüzde teknolojinin insan hayatına çok nüfuz etmesi, özellikle 18-24 ay dönemini yaşayan çocuklar için çok tehlikeli olmaya başladı. Teknolojiye bu dönemlerde fazlasıyla maruz kalan çocukların gelişiminde gerileme, konuşmasında gecikme gibi sorunlar yaşanabiliyor. Dolayısıyla bir çocuk üşümesin, hasta olmasın, beslenmesi düzgün olsun mantığı ile evde bırakılıp televizyonla ve internetle baş başa kalacağına, kreş ortamında akranlarının olduğu ortamda yetişsin. 
Çünkü, bir çocukta gelişim süreci olumsuz yönde etkilenir ve çocuğun gelişiminde vakit kaybedilirse, sonrasında o gelişimi tamamlamak çok zor olur. Gelişim iç içe geçmiş halkalardır. 
Eğitimde rehberlik alanı da oldukça önemli. Bildiğim kadarıyla sizin rehber eğitimci kadronuz oldukça geniş.

Peki, genel olarak eğitim sistemi içerisinde rehberlik alanının ihmal edildiğini düşünüyor musunuz? Eğitimde rehberlik alanının önemi nedir? Rehberlik alanındaki eksiklik, çocuklarda ve gençlerde nasıl bir eksikliğe yol açar?
Okul ortamları kaotik ortamlardır. Ve çok farklı aile kültürlerinden çocukların bir araya gelip birlikte uyum içerisinde yaşamaya çalıştıkları bir ortamdır. Ve bu süreç içerisinde biz yetişkinler bile kimi zaman sorunlarla baş edemezken çocukların doğru problem çözme yöntemlerini bilememelerinden kaynaklı çok daha negatif durumlar yaşanabiliyor. Eğer rehberlik olarak bu süreçleri çözemezseniz, çocuğun sosyal hayatı olumsuz etkileniyor. Buna bağlı olarak çocuğun akademik hayatı da olumsuz etkileniyor. Çocuk okula gelmede isteksizlik gösterdiğinde akademik performansından bir şey beklemek yanlış olur.
Çocuklar, öğrenme sürecindeler. Bu süreçte doğru yöntemleri bilmiyorlar. Bu gibi durumlarda rehberlik biriminin önemi devreye giriyor. Rehberlik birimi, minik dokunuşlarla çocuğun sosyal yaşantısını ve akademik performansını olumlu yönde etkilemek adına çalışıyor. Okul ortamları sadece akademik öğretim alanları değil, biz eğitimi farklı yorumluyoruz. Okul ortamları, çocukların toplumsal yaşantıya hazırlandıkları, nerede nasıl davranmaları gerektiğini öğrendikleri bir ortamdır. Dolayısıyla çocuklar, bu ortamlarda doğru rehberlik eğitimcilerinin gözlemleriyle nasıl hareket etmeleri gerektiğini öğreniyor. Özellikle ilkokul yıllarında çocuklarda duygusal gelişim süreci çok önemli. Siz bu süreçleri doğru yönlendiremezseniz, çocuğun ergenlik dönemleri çok stresli ve sıkıntılı geçecektir. Bu nedenle aslında biz, rehberlik eğitimlerimizle, ilkokul yıllarında çocuğun sınavda kaç soru yaptığından ziyade onun öğrenme sürecini olumsuz etkileyen durumların olup olmadığını araştırıyoruz. 

Peki, şimdi de ortaokul ve lise eğitimi boyutuna gelirsek, sizin gerçekleştirdiğiniz ortaokul ve lise eğitimden de söz edebilir misiniz? 
Yine bizim bünyemizde kurulan lise, geçtiğimiz yıl eğitim hayatına başladı. Anadolu ve Fen Lisesi olarak eğitime başladık. 
Biliyorsunuz, ülkemizde bir sınav yapılıyor ve bu sınavın sonucuna göre liselere öğrenci kaydediliyor. Bizim lisemizde de eğitime alma kriterleri şu; önce bir bursluluk sınavı yapılıyor. Bu sınavda çocukların yaptıkları sorulara göre, çocuklara belli oranda burs veriliyor. Belli bir baraj da koyuyoruz. Baraj altında kalan çocukların süreç içinde zorlanacağı noktaları da ailelere bildiriyoruz. Ama hiçbir zaman “Bu çocuk bizim okulumuza uygun değil” mantığı ile hareket etmiyoruz. Her çocuğun eşit eğitim hakkı vardır. 
Genelde okullar, başarılarını yükselten çocuklarla birlikte olmak ister. Ama bu diğer çocuklara haksızlık. Biz “başarılı öğrencileri alalım da bizim başarımızı yükseltsin” mantığıyla yürümüyoruz.  
Bursluluk sınavından sonra Anadolu ve Fen Lisesine karar verilme aşaması ise şöyle; LGS (Liseye Geçiş Sistemi) bir baraj. LGS’de yüzde 10’luk dilime giren çocukları Fen Lisesine, yüzde 10-20’lik dilimde olan çocukları ise Anadolu Lisesine başlatıyoruz. 
Bu sene özellikle Fen Lisesinde çok az öğrencimiz var. Fen Lisesinde iki öğrencimiz var. Bu çocuklar sınavda derece yapan çocuklar. Bu çocuklardan biri yüzde yüz, diğeri de yüzde 75 burslu olarak eğitim alıyor. Çocuk bizde yüzde 50 burs almış olabilir ama LGS’ de başarı gösterdiyse, ekstra burslar verilebiliyor. Ve 4 yıl boyunca da bu burs hakkı onlarda oluyor. 

Ülkemizde eğitim her zaman tartışılan bir alan olmuştur. Eğitimde yaşanan çeşitli eksiklikler her dönem dile getiriliyor. Siz bir eğitimci olarak, Türkiye’deki eğitim konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Eğitimdeki eksiklik nereden kaynaklanıyor sizce?
Şu anki Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, güzel ve anlamlı projeleri eğitim hayatına sokmaya başladı. Ancak, biz hala fi tarihinden kalma bilgilerle eğitim sürecini devam ettirmeye çalışıyoruz. Ama artık bilgi o kadar hızlı ki, çocuk bilgeye ulaşmak için bir öğretmen aramıyor. Ama Türkiye’deki gençlerin en büyük handikabı dış denetimli ve dış motivasyonlu yetişmeleri. Yani çocuklar sürekli “Şimdi şunu yapmalısın”, “Şimdi şuraya girmelisin” gibi komutlarla eğitiliyor. Ve bir süre sonra komutsuz hareket etmeyen bireyler oluyorlar. Bu durum da onların yaratıcı düşüncelerini olumsuz etkiliyor. Bir süre sonra da çocuklar ergenlikle birlikte asi ve isyankâr bir tutum sergileyerek, otoriteye karşı geliyor. 
Bizim çocuklarımız beceri odaklı değiller. Tamamen bilgi ve kavrama düzeyindeler. Öğrendiklerini yaşamlarına aktarabilme özellikleri zayıf. Bu durumu müfredatın içeriği de etkiliyor elbet. Bizim müfredatımız, öğrenilenleri yaşama aktarabilme konusunda yetersiz kalabiliyor. Müfredat öğrenileni yaşama aktarmada yeterli olduğunda da, eğitimciler böyle olmayabiliyor. Durum böyle olunca, çocuk da öğrendiğini hayatının neresinde kullanabileceğini bilmiyor. Dolayısıyla öğrendiği şey onun için anlamsız oluyor. 
Mesela ben yurt dışında okul öncesi bir ortama gittiğimde, 5 yaşındaki bir çocuğun bulunduğu ortama bırakılarak o ortamı kendi kendine keşfetmesinin sağlandığını gözlemledim. Yani, çocuk keşfederek öğreniyor. Ama bizde “Şimdi bunu öğreneceksin” komutu ağırlık kazanıyor. Çocuğun ihtiyaç alanı göz ardı ediliyor. Çocuğun ilgi alanlarını göz önüne almamız gerekiyor. Ben gelişen çağımız içerisinde ve şu anki Milli Eğitim Bakanımızda buna yönelik değişimler olacağı konusunda umutluyum. 
Bir de bu sistemin değişmesi noktasında ailelere bir mesajım var; aileler çocuklarının gelecekte iyi yerlerde olmalarını ve başarılı olmalarını istiyorlarsa, çocuklarına baskı yapmamaları, onlara çok da fazla müdahale etmemeleri ve çocuklarını eğiten eğitimcilere müdahale etmemeleri gerektiğini düşünüyorum. 

Son olarak şunu sormak istiyorum, sizinle sohbetimiz sırasında okulunuzda ‘somut olmayan kültürel miras’ dersiniz olduğundan bahsettiniz. Biraz bu ders ve bu dersin önemi hakkında bilgi verir misiniz?
Okul öncesinden ilkokul 4. sınıfa kadar çocuklarımız bu derse katılıyor. Çocuklarımız gelecek biz de geçmiş isek, gelecek ve geçmiş arasında bir köprü gerekiyor. Bu uygulamamız da bu köprü görevini görüyor. Zamanımızın anneannelerin, babaannelerin ve büyük babalarının çocuklara anlattığı aktarımları bu dersimizle veriyoruz. Bizim çocuklarımız “Kırk uçurma”, “kırklama”, “diş hediği” gibi kavramların ne olduğunu bilirler. 
Türkiye genelinde bu uygulamayı yapan ilk okulduk. Sonrasında diğer okullarda zaten bu uygulamaları yapılmaya başladı. 

Etiketler:
 
Bahar yorgunluğunun ilacı doğru beslenme
 
İyilik yapmak durdurulamaz
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Deneyimli Gazeteci Ahmet Abakay Son Kitabını Anlattı
Gazeteci Ahmet Abakay, “Biz gazeteciler, tanık olduğumuz dönemi aktarmak ...
Ankaranın Patronları Ahu Tüzün Demirdamar
Köşemize bu hafta Öğrenci Koçluğu, Kariyer Koçluğu, Ebeveyn Koçluğu alanlarında ...
Hipoglisemi hakkında merak edilenler
Hipoglisemi nedir, kişide hipoglisemi nelere yol açar, kan şekerinin düşüklüğü ...
 
Devasa bir arşivin sahibi; Talat Öncü
Geçmişin izlerini taşıyan 163 bin kitabı büyük bir titizlikle toplamış ...
Devasa boyutlardaki portreleri tuvaline yansıtıyor
Yaptığı devasa portrelerle dikkati çeken ressam Ergün Başar, fikirleriyle ...
İnsanın, hareketi hatırlaması gerek
“Fizik tedavi sırasında fark ettim ki, aslında fizik tedavide gösterilen ...
 
Ankara'nın Patronları Mustafa Aydın Hürmüzlü
Bu haftaki konuğumuz bir Kerkük Türkü olan iş adamı Mustafa Aydın Hürmüzlü… ...
Benim bayrağım Türk bayrağı vatanım da burası
Ankara Rumeliler Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Seyfettin Saralar ...
Korku filmlerinin senaristi yeni sezona hızlı girdi
Kabus, Düğümlere Üfleyen Şerri, Cin Çeşmesi ve Kafirun gibi birçok korku ...
 
TİCARİ HAYAT GAZETESİ
ARŞİV
ÇOK OKUNANLAR
YAZARLAR
Mustafa YILDIZ
Mustafa YILDIZ
İNSANDA DİN VE AHLAK İLİŞKİSİ
Burcu ŞEN
Burcu ŞEN
HUZURUN ADRESİ: DATÇA
Bünyamin ALTINTAŞ
Bünyamin ALTINTAŞ
EKONOMİDE SON DURUM
Mert Can DUMAN
Mert Can DUMAN
SANAYİDE YAVAŞLAMA
R Bülend KIRMACI
R Bülend KIRMACI
BİR BAYRAM SÜRECİ
İsmail CİNGÖZ
İsmail CİNGÖZ
30. YILINDA BULGARİSTAN TÜRKLERİNİN 89 GÖÇÜ
Duran AKKAYA
Duran AKKAYA
KİRAZ, FINDIK, İNCİR, KAYISI ÜRETİMİNDE İLK SIRADAYIZ
Nesrin ÖZOĞLU
Nesrin ÖZOĞLU
İNSANA CAN OLMAK
Seda TOLMAÇ
Seda TOLMAÇ
DOĞAYA MÜDAHALE EDERKEN YOK OLAN BİZLERİZ
Hatice TOPÇU
Hatice TOPÇU
EKOLOJİK DENGENİN BOZULMASI VE İNSANLIĞIN GELECEĞİ
Esra SARI
Esra SARI
SAĞLIKLI BESLENEMEME SORUNSALI
Oğuzhan SARI
Oğuzhan SARI
GERİ DÖNÜŞTÜR
Arda ÇELİK
Arda ÇELİK
İDEAL ROL MODELLER!
Şira Yıldız ASAN
Şira Yıldız ASAN
SADE YAŞAMAK- 2
Ömer AĞAÇLI
Ömer AĞAÇLI
7 NEFS, 7 AKIL MERTEBELERİ
Av. Zeynep YETİŞGİN
Av. Zeynep YETİŞGİN
KARŞILIKSIZ ÇIKAN ÇEKTE ALACAKLININ HAKLARI
Halil YATAR
Halil YATAR
YAZ SONUNDA GELDİ
Prof.Dr. Esat ARSLAN
Prof.Dr. Esat ARSLAN
KAYIKÇI DEĞİL "MEKTUP KAVGASI"
Gülçin KARLI İPEK
Gülçin KARLI İPEK
İLKLERİN KADINI SABİHA RIFAT GÜRAYMAN
Hicret TÜRKMAN
Hicret TÜRKMAN
KOMŞULUK ÖLMESİN
Hasan AKGÜL
Hasan AKGÜL
YEREL SEÇİMLER İÇİN BİR DEĞERLENDİRME
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
Ceren Tuğçe ÖZDEMİR
ENDİŞE VERİCİ!
Gamze Nur ERGİL
Gamze Nur ERGİL
BABA’YA İTHAFEN
Dursun ERKILIÇ
Dursun ERKILIÇ
LİBAS
Fatma Sena YAMAN
Fatma Sena YAMAN
SEVİNCİ ŞÜKÜR, ÜZÜNTÜSÜ SABIR
Serkan KUMDAKÇI
Serkan KUMDAKÇI
SEYRE DEVAM
Can Berk KANAT
Can Berk KANAT
DİŞİYİ KİŞİ YAPALIM!
Esra  YAZDIÇ DEMİR
Esra YAZDIÇ DEMİR
ŞALVARIYLA KÜRSÜYE ÇIKIYOR, AKADEMİSYENLERİN YAPAMADIĞINI YAPIYOR
Şahap YILMAZ
Şahap YILMAZ
İŞ PLANI NEDEN ÖNEMLİ?
Ali Asker DEMİRHAN
Ali Asker DEMİRHAN
YENİ TORBA KANUN TASARISININ VERGİ HÜKÜMLERİ
Mehmet GÖKTÜRK
Mehmet GÖKTÜRK
GERÇEĞİ HAKARET SAYMAK!
Abdurrahman SAĞKAYA
Abdurrahman SAĞKAYA
DEVLET HİZMET SATIN ALMALI
Oktay TAŞ
Oktay TAŞ
İŞİMİZ FİYAKA!
Cihangir TÜRKMEN
Cihangir TÜRKMEN
İHTİYAÇLARIM VE REFERANDUM
İsmet ORHAN
İsmet ORHAN
ÜÇ MUAMMADA... İLKLER NELER OLUYOR?
Sedat ERİŞ
Sedat ERİŞ
HALKIN BİLİNÇALTINDAKİ SORULAR-4
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA TİCARİ HAYAT
Ana Sayfa Gündem Ekonomi Şirketler Özel Haber Ankara Röportaj Sağlık
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva